Profilo di HALKA HİZMET HA...İSLAMIN YERİFotoBlogElenchiAltro ![]() | Guida |
|
|
18 febbraio ÖLÜM'Ü (UNUTMAYALIM)![]() “Her nefis ölüm tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran; 185 ) “De ki; Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da hem gizliyi hem de aşikarı bilen Allah'a döndürüleceksiniz.” (Cuma; 8) Başka bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Al-i İmran; 185) “Eğer hayvanlar, ölüm hakkında insanoğlunun bildiklerini bilselerdi, onlardan semiz bir et yiyemezdiniz.” (Beyhaki) Ölüm her insanın karşılaşacağı bir olaydır. Allah-u Zülcelal’in yaratmış olduğu her canlı mutlak surette ölümü tadacaktır. Mademki her nefis ölümü tadacaktır, öyleyse onun gereğini yerine getirmek gerekir. Peki onun gereği nedir? Onun gereği Allah-u Zülcelal’in bildirmiş olduğu emir ve nehyleri yerine getirmek ve ölümden gafil kalmamaktır. Çünkü ölümden gafil kalan kimse, ölüm anı ve ölümden sonrası için hiçbir hazırlık yapmaz. Abdullah bin Ömer (R.A)'den rivayet edildiğine göre; Bir adam, Hz. Peygamber (S.A.V)'e gelerek: “Ya Resulallah! İnsanların en akıllısı ve en dirayetlisi kimdir?” diye sorunca; Hz. Peygamber (S.A.V) buyurdu ki: “Ölümü en çok hatırlayan, ölüme en çok hazırlanandır. İşte bu kimseler hem dünya, hem de ahiret şerefine nail olmuşlardır.” (Taberani) Esasen insana, nasihat olarak ölüm yeter. Çünkü ölüm, çok ibretli bir olaydır. Eğer ki insan ölümden herhangi bir ibret ve nasihat almıyorsa, bu kalbinin katı olmasından dolayıdır. Onun için ölümü çok hatırlamak lazımdır. Halife Ömer b. Abdulaziz, daima alimleri bir araya toplar, ölümden bahsettirir, ölümü duyunca da ıslak bir kuşun ıslaklığını gidermek için çırpınması gibi çırpınırdı. İbn-i Şirin’in yanında ölümden bahsedildiği zaman, kendisi ölmüş gibi uyuşurdu. Ölümü düşünmek ve onu kalbe yerleştirmek için en faydalı yol; daima akrabalarının, arkadaşlarının, dost ve ahbablarının ölümünü ve toprağın altındaki hallerini düşünmektir. Hasan-ı Basri şöyle demiştir: “Ölüm meleği, her eve günde üç kere bakar. O evde kim rızkını bitirir ve ömrünü tüketirse onun ruhunu alır. Melek, onun ruhunu alınca, evdekiler onun için ağlamaya başlarlar. Melek evden çıkarken dönüp onlara şunu söyler: “Bu benim bu eve son gelişim değildir. Ben hepinizi alıp götürene kadar buraya gelip gideceğim.” Ev halkı meleğin bu sözünü duyabilselerdi, öleni bırakıp kendileri için ağlarlardı.” Ömer bin Abdülaziz demiştir ki: “Her gün sabah veya akşam, Allah'ın divanına giden birini yolcu ettiğinizi görmüyor musunuz? Onu yerin bir çukuruna koyarsınız. Yastığı topraktır. Dostlarını geride bırakmış ve maişeti kesilmiştir.” Ölümün kalbe yerleşmesinin bir yolu da dünyanın geçici olduğunu ve kabir hayatını düşünmektir. İnsan şayet dünyanın geçici olduğunu ve bir gün ölümle sona ereceğini ve vücudunun kabirde çürüyüp toprak olacağını düşünürse, ölümden hiç gafil olmaz. Rivayet edilmiştir ki; İbn-i Muti bir gün evine bakarken evin güzelliğine hayran kaldı ve sonra hüngür hüngür ağlayarak şöyle dedi: “Allah'a yemin ederim ki, eğer ölüm olmasaydı, seninle mutlu olur, sevinirdim. Eğer varacağımız kabirlerin darlığı olmasaydı, dünya ile gözlerimiz aydınlanırdı.” Anlatıldığına göre bir zengin güzel bir köşk yaptırmıştı. Onu hazır hale getirince, tanıdığı bir alimi götürüp onu gezdirdi. Alim, köşkü gezdikten sonra adama: “Köşkün çok güzeldir. Fakat bir kusuru vardır ki, bütün güzelliğini gölgelemiştir.” dedi. Adam telaşla: “Bu kusur nedir?” diye sorunca, alim şu şekilde cevap verdi: “O kusuru şimdiye kadar hiç kimse giderememiştir. O, ölüp burayı terketmektir.” Dünya bir saatten ibarettir. Bu dünyaya aldanıp baki olan ahiret hayatını tehlikeye atmak çok yanlıştır. Akıllı ve Allah-u Zülcelal'in rızasına talip olan kimseler, bütün bunlara bakarak, ölümü hatırlayıp, yolculuğunun uzunluğunu düşünerek, taat ve ibadete sarılarak, ahiret hayatı için hazırlık yapmalıdır. Ahirete gidip, orada pişman olarak, ölümü temenni etmektense, bu dünyada pişman olup ölüme hazırlanmak daha iyidir. Rivayet edilmiştir ki: İsrailoğullarından bir adam, büyük bir servet biriktirdi. Ölümü yaklaştığı zaman çocuklarına: “Servetimin her türünden bana getirin.” dedi. Çocukları, servetin her çeşidinden getirip adamın önüne koydular. Adam bu malları görünce ağladı. Azrail (A.S) onu böyle görünce şöyle dedi: “Seni böyle ağlatan nedir? Sana bu serveti veren Allah’a yemin ederim ki, ruhunla bedenini birbirinden ayırmayıncaya kadar evinden çıkmayacağım.” Bunun üzerine adam: “Ne olur bana mühlet ver de servetimi hak yolunda dağıtayım.” dedi Azrail (A.S) buna karşılık şöyle cevap verdi: “Olmaz! Fırsat kaçtı. Sana verilen mühlet bitti. Ecelin gelmeden evvel bunu yapacaktın.” Görüldüğü gibi, adam ölümü anı gelip bu biriktirdiği mallardan ayrılacağını anladığı vakit, ebedi olan ahiret hayatı için bir şey biriktirmeye çalışmadığı için fakirliğini gördü ve Azrail (A.S)’den mühlet istedi. Oysa Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ecelleri geldiği zaman da, onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de ileri geçebilirler.” (Nahl; 61) Buna göre, bir gün ölümle karşılaşacağının kesinliğine inanmış olan bir kimse bir yandan salih ameller işlerken diğer yandan da günahlardan kaçınarak ölüme hazırlanmalıdır. Unutmayalım! insanın dünyada yaşadığı hayatın her anının hesabını vereceği o büyük gün mutlaka gelecektir. Ölüm, dünya hayatının tüm güzelliklerinin son bulduğu bir andır, ama aynı zamanda da ahiretteki sonsuz yaşamın başlangıcıdır. O gün Allah'a ve karşılaşacakları bu güne inanmış olanların ruhu hamurdan kıl çekmek gibi, inkar edenlerin ruhu ise diken ağacından tülbent çekmek gibi çekilir. Ayet-i kerimede: “Beni zikredin, bende sizi zikredeyim.” (Bakara; 152) buyurulmuştur. Bizim O’nu zikretmemiz, dünyadayken O’nun emirlerine itaat edip, Salih amelleri işleyip günahlardan kaçınmamızdır. O’nun bizi zikretmesi ise, bu zor yerlerde imdadımıza gelmesi ve bizlere yardım etmesidir. O halde akıllı bir insan gibi nefsine sor; ruhunun hamurdan kıl çekmek gibi kolay çekilmesini mi, yoksa diken ağacından tülbent çekmek gibi çekilmesini mi istersin. Tabi ki nefis güzel olanı ister. O zaman anlatılanları sadece okumakla kalma, kalp gözüyle görerek yaşa ve o gün için salih amel işleyerek hazırlık yap. Çünkü her şeyin üzerinde insanın en büyük kazancı kuşkusuz Allah’ın rızasıdır. "...Sen o zalimleri can çekişirken bir görsen! Melekler ellerini uzatıp: 'Haydi çıkarın canınızı bedenlerinizden!' derler. 'Bugün Allah adına haksız yere söyledikleriniz ve O'nun ayetlerine karşı büyüklük tasladığınız için hor ve hakir edici azabla cezalandırılacağınız gündür.' ” (En'am; 93) Hz. Osman (R.A), bir kabir başında durduğu zaman ağlar ve sakalını göz yaşlarıyla ıslatırdı. Bu şekilde ağlamasının sebebi sorulduğunda da şunu söylerdi: “Hz. Peygamber (S.A.V)'den duydum, buyurdu ki: “Kabir, ahiret duraklarının birincisidir. Kurtulanlar ve helak olanlar bu merhalede ayrılırlar. Burada kurtulanların işi sonraki duraklarda daha kolay, helak olanların işi ise sonraki merhalelerde daha zordur. Kabirden korkunç (daha ibret verici) manzara görmedim.” (Tirmizi) İnsanın ölümünden itibaren başlayıp tekrar dirileceği ana dek kabirde geçen zamana berzah alemi denir. Her insan dünyada ne ekti ise ahirette onu biçecektir. Buna göre dünyada nasıl yaşamış ise kabirde de ona göre karşılanacaktır. Eğer dünyada iyi olarak, yani iman ve iyi amel sahibi olarak yaşamış ise, kabirdeki hali iyi olur. Dünya hayatını kötü olarak günahlarla geçirmiş ise, kabirdeki durumu da kötü olacaktır. İnsan dünyada yaptığı tüm işlerinden sorumludur. İyi işlerinden dolayı mükafat kötü işlerinden dolayı da ceza görecektir. Ahiret aleminde mükafat ve ceza görmenin ilk yeri de kabirdir. Anlatıldığına göre, yeryüzü her gün beş kere dile gelerek insanlara şöyle seslenir:
Bildirildiğine göre Useyd b. Abdurrahman şöyle demiştir: Bana anlatıldığına göre mü'min kul ölünce cenazesini taşıyanlara “Çabuk olun, beni biran önce mezarıma ulaştırın.” der. Mezarına konunca da toprak dile gelerek ona şöyle seslenir: “Ben seni üzerimde yaşarken seviyordum. Şimdi ise seni daha çok seviyorum.” Buna karşılık kafir bir kul önce cenazesini taşıyanlara “ Aman, beni geri götürün.” diye bağırır. Mezarına konunca da toprak dile gelerek ona şöyle der: “Ben senden üzerimde yaşarken zaten nefret ederdim. Şimdi ise daha çok nefret ediyorum.” Hz. Peygamber (S.A.V) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Ölü mezara konduğu vakit mezar: “Yazıklar olsun sana ey ademoğlu, benim hakkımda seni kim aldattı? Benim fitne, karanlık, yalnızlık ve kurtlar, böcekler yeri olduğumu bilmiyormuydun? Üzerimde bir ileri bir geri gezinip dururken beni düşünmedin mi?” der. Şayet iyi insan ise onun namına bir yetkili mezara cevap verir ve der ki: “Bu adam iyiliği emretti ve kötülükten sakındırdı ise ne dersin?” Mezar: “O zaman ben onun için yeşil bir bahçe olurum. Cesedi de nur olur ve ruhu Allah'a yükselir.” (Taberani, Hakim, İbn Ebi'd-Dünya) Hz. Ebu Hureyre (R.A) anlatıyor: “Resulullah (S.A.V) buyurdular ki: “Bir Müslüman muhtazar olduğu (can çekişme anına girdiği) zaman rahmet melekleri, beyaz bir ipekle gelirler ve şöyle derler: 'Sen razı ve senden de (Rabbin) razı olarak (şu bedenden) çık. Allah’ ın Rahmet ve reyhanına ve sana gadabı olmayan Rabb'ine kavuş.' Bunun üzerine ruh, misk kokusunun en güzeli gibi çıkar. Öyleki melekler onu birbirlerine verirler, tâ semanın kapısına kadar onu getirirler ve: “Size arzdan gelen bu koku ne kadar güzel” derler. Sonra onu mü’minlerin ruhlarına getirirler. Onlar, onun gelmesi sebebiyle sizden birinin kaybettiği şeyinin kendisine geldiği zamanki sevincinden daha çok sevinirler. Ona “Falanca ne yaptı? Falanca ne yaptı?” diye (dünyadakilerden) haber sorarlar. Melekler: “Bırakın onu, onda hala dünyanın tasası var!” derler. Bu gelen (kendisine dünyadan soran ruhlara): “Falan ölmüştü yanınıza gelmedi mi?” der. Onlar: “O, annesine, Haviye Cehennemi'ne götürüldü!” derler. Aleyhissalat-ü ves Selam devamla derler ki: “Kafir muhtazar olduğu vakit, azab melekleri mish (denen kıldan kaba bir elbise) ile gelirler ve şöyle derler: “Bu cesedden kendin öfkeli, Allah’ ın da öfkesini kazanmış olarak çık ve Allah’ ın azabına koş!” Bunun üzerine , cesedden en kötü bir cife kokusuyla çıkar. Melekler onu arzın kapısına getirirler. Orada: “Bu koku nede pis” derler. sonunda onu kafir ruhların yanına getirirler.” (Nesai) Sahabelerden Bera b. Azib (R.A) şöyle anlatmıştır: "Peygamber Efendimiz ile birlikte Ensardan birinin cenazesine katılmıştık. Mezarlığa vardığımızda ölü henüz toprağa verilmemişti. Peygamber Efendimiz orada bir yere oturdu, bizde onun çevresinde yere çöküverdik. Sanki başımız üzerine kuş konmuş gibi oturuyorduk. Peygamber Efendimiz' in elinde bir çöp vardı, onunla toprağı eşiyordu. Birden başını kaldırarak: "Kabir azabından Allah' a sığınınız." (Ahmed b. Hanbel) buyurdu. Ey nefsim! Sen neyi istersin? Son nefesinde Azrail (A.S)'ın sana çok korkunç bir vaziyette görünmesini ve ruhunun o kıl torbasına konarak korkunç azaplarla ölmeyi mi, yoksa çok güzel yüzlü ve latif görünümlü bir şekilde gelen Azrail (A.S)'a ruhunu sanki yağdan kıl çıkar gibi verip latif ve misk kokulu meleklerin elinde ölmek mi? Tabi latif bir ölüm istersin değil mi? Ey nefsim! Bu gaflet halinden uyanman ve Allah-u Zülcelal' e ibadet etmen gerekir. Gerçek manada ve hakiki müslüman olarak ibadetlerine dikkat etmen ve Allah-u Zülcelal' in yolunda Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in sünnetinde ve evliyaların istikametinde yürümen gerekir. Yoksa sonunun ne olacağını iyi düşün. Mü’min kulun ruhunun "yağın içinden bir kılın çekilmesi gibi kolay çıkacağı" hadisini bilen bir zat dedi ki: "Ben o kadar Kur'an okuduğum halde bu manayı Kur'an'da bulamadım. Oysa ki ben biliyorum ki Ku-an'da şu ayet vardır: "Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta olmasın." (En’am; 59) Kur'an'ı Kerim’ de herşey bulunur. İşte bu yüzden ben bu mana niye Kur'an' da yoktur diye merak ettim. Bir gün Peygamber Efendimiz (S.A.V)'i rüyamda gördüm. Ona: "Ya Resulullah! Böyle böyle, bu mesele bana merak oldu." dedim. O da bana: "Yusuf suresini oku." dedi. Yusuf suresini okudum. Orada şöyle geçiyordu: "Mısırdaki kadınlar; 'Züleyha kendi kölesine muhabbet besliyor' diye onu itham ettiler, kınadılar. Züleyha da onları topladı ve her birisinin eline bir elma ve bıçak verdi. Onlar elmaları soyarken, Yusuf’ u da onların yanına çıkardı. Kadınlar Yusuf' un güzelliğine bakarken, ellerini kesmeye başladılar. Yusuf’ la meşgul olmaktan ellerinin kesildiğini hissetmediler, hiç acı duymadılar." Ben bunu okuyunca anladım ki, mü’minin ruhu vücuttan çıkarken, Allah-u Zülcelal, onun gözlerinin önüne ahiretteki yerini, Cennet-i Ala' yı getiriyor. Mü’min de onunla meşgul olurken, ruhun çıkarken verdiği acıyı hissetmiyor. Bir gün Hz. Ömer (R.A) Ka’b (R.A)’a “Ey Kaab, bize, biraz ölümden söz et.” deyince, Ka’b şunları söylemiştir: “Ölüm, insan oğlunun içine sokulmuş bir diken ağacına benzer. Bu ağacın her dikenli ucu, adamın damarlarından birine batmıştır. Bir süre sonra çok kuvvetli bir insanın o ağacı geri çektiğini düşün! Ağaç geri çekilince kopardığını koparır ve bıraktığını da bırakır.” Ey nefsim! Akıllı olan bir kimse gibi, ölüm anının dehşetini göz önüne getir ve onu iyice düşün. Dünyayla sarhoş olan bir kişinin yapacağı şekilde bu anlatılanları sanki duymamış, okumamış gibi olma. Ey nefsim! Eğer sen dünya muhabetiyle, keyf-u sefasıyla sarhoş değilsen ve aklın yerindeyse bu ikisinden kendine faydalı ve selametli olanını seç. Eğer ruhunun yağdan kıl çekilir gibi alınmasını ve ölürken Cennet' teki yerini görmek istiyorsan, söylediğimiz programa uy ve Allah' a itaat et ! Tabii ki sen, canının kolay alınmasını ve ölürken cennetteki yerini görmek istersin değil mi? Öyleyse: Ey nefsim! Birbirimize söz verelim, birbirimizi aldatmayalım, bu kadar gaflet yeter... Bu ömrümüz, senin elinde hep boşa sarfoldu. Sen bana ne kadar yaramaz bir arkadaşlık yaptın. Ben hep senin istediğin gibi davrandım. Şimdi tevbe edelim, Allah' a yönelelim, ömrümüzü boşa sarfetmeyelim. Şimdi madem ki önümüzde böyle tehlikeler vardır, ben de senin dediğine uyuyorum. Sana teslim oldum de, bir daha yanlış yapmamaya söz ver... Allah-u Zülcelal şöyle buyurmuştur: "Sonra onu öldürür ve kabre koyar." (Abese; 21) Ey nefsim! Düşün ki sen öldün. Şimdi kabre girmek zamanı geldi. Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Kabir ya cennet köşklerinden bir köşktür ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Beyhaki) Hz. Peygamber (S.A.V) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur : “Mü’min genişleyen ve aydınlanan kabrinde yeşil bir bahçede olur. Kafir ise, daralan ve kararan kabrinde yılan ve akreplerin hücumuna uğrar. Bu yılan ve akrepler, kıyamete kadar onu ısırıp zehirlerler.” (İbn-i Hıbban) Bildirildiğine göre Abdullah b. Ömer (R.A) şöyle demiştir: "Mü’min kul mezara konulunca, kabri yetmiş arşın uzunluğunda genişleyiverir. Üzerine reyhan kokuları saçılır, ipekli elbiselere büründürülür. Eğer dünyadayken, birazcık bile olsun Kur'an okumuş ise, onun aydınlığı kendisine yeter. Yok eğer hiç Kur'an okumamış ise, güneş gibi parlak bir nurla kabri aydınlatılıverilir. Onun kabrindeki hayatı taze bir gelinin hayatı gibi olur. Rahat uykusundan kendisini sadece aile fertleri uyandırır. Yatağından kalkınca da uykusuna doymamış gibi mahmurdur.Buna karşılık kafir kulun kabri öylesine dar olur ki, içinde kaburga kemikleri karnına geçer. Ayrıca üzerine deve boynu iriliğinde, yılanlar salınır, yılanlar kemiklerini çırılçıplak hale getirinceye kadar, vücudundaki etlerin tümünü yiyip bitirirler. Arkasından yanına kör, sağır ve dilsiz azap melekleri gönderilir. Bu azap meleklerinin yanında demir topuzlar vardır, bu topuzlarla onu dövmeye koyulurlar. Döverken feryadını duymazlar ki haline acısınlar! Kendisini görmezler ki, ona merhamet etsinle YARABBİ BİZLERİ SON NEFESİMİZDE SANA KUL HABİBİNE ÜMMET OLACAK ŞEKİLDE VERMEYİ NASİP EYLE AMİN YARABBİM SON NEFESİMİZDE BİZLERE KELİMEYİ ŞAHADET GETİRMEYİ NASİP ET "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden
abduhu ve Resuluhu" AMİN
CommentiPer aggiungere un commento, accedi con il tuo Windows Live ID (se utilizzi Hotmail, Messenger o Xbox LIVE possiedi già un Windows Live ID). Accedi Non hai ancora un Windows Live ID? Registrati RiferimentiL'URL di riferimento per questo intervento è: http://huzur-islamda.spaces.live.com/blog/cns!978BE8A9B1B7754D!738.trak Blog che fanno riferimento a questo intervento
|
|
|