|
|
January 21
EY ADEMOĞLU! 
Üzerimde ; gezip dolaşıyorsun!
İçimde ; hareket edemeyeceksin!
Üzerimde ; günah işlersin!
İçimde ; hesap vereceksin!
Üzerimde ; gülüyorsun!
İçimde ; ağlayacaksın!
Üzerimde ; neşelenirsin!
İçimde ; mahzun olacaksın!
Üzerimde ; mal topluyorsun!
İçimde ; pişman olacaksın!
Üzerimde ; haram yiyorsun!
İçimde ; kurtlar seni yiyecek!
Üzerimde ; hile yapıyorsun!
İçimde ; zelil olacaksın!
Üzerimde ; sevinçlisin!
İçimde ; üzüntüye düşersin!
Üzerimde ; ışıkta geziyorsun!
İçimde ; karanlığa düşersin!
Üzerimde ; herkesle berabersin!
İçimde ; yalnız kalacaksın
| Şu 4 şeyin değerini ancak aşadaki 4 kimse
bilebilir.
1. Gençliğin değerini ancak yaşlılar bilir.
2. Huzurun değerini ancak bela çekenler bilir.
3. Sağlığın değerini ancak hastalar bilir.
4. Hayatın değerini ancak ölüler bilir.
|
İnan! ...Ama yalnızca bildiğin gerçeklere.
Güven! ...Ama yalnızca içinde bağladıklarına.
Sev! ...Ama yalnızca hak edenleri.
Paylaş! ...Ama yalnızca değerini bilenlerle.
Çalış! ...Ama yalnızca doğruluk yolunda.
Yaşa! ...Ama SAKIN ÖLÜMÜ AKLINDAN ÇIKARMA
İNSANA ÖZGÜ 3 ÖZELLİK !!
Derler ki...,ALLAH insanliga ozgu 3 özellik yaratmis durustluk,akil ve siyasi irade,ama
kimseye 2'den fazlasini vermezmis.Dolayisiyla, Eger durust ve akilli iseniz, siyasetci degilsiniz. Eger durust ve siyasetci iseniz, akilli degilsiniz. Eger akilli ve siyasetci iseniz, durust degilsinizdir.MEVLANA HAZRETLERİ
|
Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
ister kafir, ister mecusi,
ister puta tapan ol yine gel,
bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeliyiz,
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeliyiz biz...
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.
|
PEYGAMBER EFENDİMİZDEN
NASİHAT 
Ashâb-ı
Kirâm dan Ebû Zerr hazretleri bir gün Peygamber Efendimize: �Bana tavsiyede
bulun yâ Rasûlallah� diye ricâda bulununca Peygamber Efendimiz Hz. Ebû Zerr�e şu
nasîhatlerde bulundu:
Sana Allah�tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü Allah korkusu her işin başıdır.
Kurânı oku, ALLAHIN zikrine sarıl. Çünkü zikrullah senin için yeryüzünde
ışık, gökte de saklanan bir azıktır.
Sakın çok gülme. Zîrâ çok gülmek kalbi öldürür, yüzünün nûrunu söndürür.
Çok konuşmamaya çalış çünkü bu, şeytanın senden uzaklaşması için bir vesîle,
dînini koruman hususunda bir yardımcıdır.
Fakirleri sev, onlarla hemdem ol.
Senden aşağıdakilere bak, senden üstünlerine bakma. Bu, Allah�ın sana verdiği
nimetleri küçümsememen için en uygun yoldur.
Acı da olsa hakkı söyle.
Bildiğin kusurların seni, halkın eksikliklerini araştırmaktan alıkoysun.
Yaptığın bir işi, başkaları yaptığında kızma. Kendi noksanlarını görmeyip,
insanların ayıplarıyla meşgul olman, irtikâb etmekte olduğun bir fiili insanlar
yaptığında kendilerine kızman ayıp olarak sana yeter, dedi ve eliyle göğsüne
vurarak:
Ey Ebû Zerr! Tedbir gibi akıl, günahlardan sakınmak gibi verâ, güzel ahlak
gibi servet yoktur, buyurdu. (Hayatü�s-Sahâbe 4-206/207)
HZ. ÖMER (R.A.)DEN NASİHATLER
1. Sana kötülük
yapan kimseyi ona iyilik yaparak cezâlandır.
2. Hakîkatı anlayana kadar din kardeşinin davranışını iyiye yor.
3. Müslüman kardeşinin ağzından çıkan bir lakırdıyı iyiye yorman mümkün oldukça
kötüye yorma.
4. Kendini töhmet altında bırakacak işlere mübâşeret eden, kendisi hakkında kötü
düşünenleri kınamasın.
5. Sırrını gizleyen murâdına erer.
6. Sâdık arkadaşlar edin, gölgelerinde yaşarsın. Çünkü sâdık dostlar, huzurlu
anlarda süs, sıkıntılı demlerde silahtır.
7. Seni ölüme götürse de doğruluktan ayrılma.
8. Seni ilgilendirmeyen işe karışma.
9. Henüz vukû bulmamış şeylerden sorma.
10. İhtiyâcını, onu gidermeni istemeyenlere iletme.
11. Yalan yere yemîni hafîfe alma, Allah seni helâk eder.
12. Kötülüklerini öğrenmek düşüncesiyle de olsa fâcirlerle arkadaş olma.
13. Düşmanlarından uzak dur.
14. Güvenmediğin dostlarından sakın. Güvenilir kimse de Allah�tan korkandır.
15. Mezarlıklarda derin saygı içinde ol.
16. Tâat ânında kendini zavallı gör.
17. Günah işlemek istersen sonunu düşün.
18. Herhangi bir işinde, Allahtan korkanlarla istişâre et. Zîrâ Allah: Meâlen Allahtan, kulları arasında yalnız âlimler korkar, buyurur. (Hayatüs-Sahâbe
4-209/211)
HACI BEKTAŞ-I VELİ'DEN ALTIN SÖZLER
ARA,BUL İNCİNSENDE,İNCİLTME. KADINLARI OKUTUNUZ. ELİNE,DİLİNE,BELİNE SAHİP OL. HERNE ARARSAN,KENDİNDE ARA. ARİFLER HEM ARIDIR,HEM ARITICI. MARİFET EHLİNİN İLK MAKAMI EDEPTİR . İNSANIN CEMALİ,SÖZÜNÜN GÜZELLİĞİDİR . HİÇ BİR MİLLETİ VE İNSANI AYIPLAMAYINIZ. NEFSİNE AĞIR GELENİ KİMSEYE TATBİK ETME. İLİMDEN GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR . DÜŞÜNCE KARANLIĞINA IŞIK TUTANLARA NE MUTLU . NEBİLER,VELİLER İNSANLIĞA ALLAHIN HEDİYESİDİR. HARARET NARDADIR, SACDA DEĞİLDİR KERAMET HIRKADA,TAÇDA DEĞİLDİR HER NE ARAR İSEN KENDİNDE ARA KUDÜS'DE,MEKKEDE,HAC'DA DEĞİLDİR
HZ. ALİNİN (K.S) OĞLU HZ. HASAN (R.A)A
ETTİĞİ NASÎHAT
İbn-i Mülcem, Hz. Aliyi yaralayınca Hz.
Hasan ağlayarak yanına girdi.
Hz. Ali:Oğlum, niye ağlıyorsun Hz. Hasan:
Nasıl ağlamayayım? Âhiretin ilk, dünyânın son gününde bulunuyorsun!
Oğlum, dörder maddeden ibâret şu iki tavsiyemi iyi belle, onlara riâyet
edersen, yapacağın hiçbir şey sana zarar vermez:
1- En büyük zenginlik, akıl.
2- En koyu fakirlik, ahmaklık.
3- En yaman yalnızlık, böbürlenmek.
4- En değerli âlîcenâplık, güzel ahlâktır.
Diğer dört şey ise:
1- Ahmakla dostluktan sakın, çünkü o sana faydalı olmak isterken zarar verir.
2- Yalancıyla dost olma. Zîrâ o, senden uzak duranı sana yaklaştırır, yakınını
da senden uzaklaştırır.
3- Cimriyle de dostluk kurma, zîrâ ihtiyaç duyduğun şeyi senden uzaklaştırır.
4- Fâcirle de dost olma, çünkü seni ucuza satıverir.�
Tesettürlüyüm Çünkü..
Allahı hatırlamak ve hatırlatmak için..
Yaratılış gayemin gereği
Özel olduğum için ..
Özel hissettiğim için ..
İnsanların gözünde değil Rabbimin nazarında özel olduğum için..
Kulluğumun gereği..
Rabbimin rızasını kazanmak için..
tesettürlüyüm çünkü;
Tesettürlüyken daha rahat olduğum için,
Dışarıda kendimi en rahat hissedebileceğim giyim şekli olduğu için,
Allah rızası için,
Birtakım kötü gözlerden koruduğu için,
Tesettürlü bir insan dış görünüşüyle değil de kişiliği ve ahlakıyla davranışlarıyla, düşünceleriyle ön planda olduğu için
Tesettürlüyüm çünkü ;
buna verilecek en iyi cevabım
İnandığımın kanıtı tesettürüm
İnanıyorum; emri başım üstünde
her varlığa sevgi duyuyorum her varlık O na çıkıyor O nu seviyorum..
tesettürlüyüm çünkü;Rabbim bize zinet değerinde bakıyor ve ben bu
zineti en iyi şekilde muhafaza etmek istiyorum
tesettürlüyüm çünkü;kadınlık vasfıyla deği,insan vasfıyla hayatta ilerlemek istiyorum
tesettürlüyüm çünkü ehli imana zarar vermek istemiyorum
tesettürlüyüm çünkü;tesettürün en baş vasfı başörtüsünü ilk önce kalbimde sonra kafamda taşıyorum
tesettürlüyüm çünkü;islamı yaşamayı kolaylaştırıyor hayatımın her safhasına yaymamı sağlıyor.
tesettürlüyüm çünkü bana Rabbimi hatırlatıyor ve hatırlatanlardan olmak istiyorum
tesettürlüyüm çünkü ;KULUM DİYE YADEDİLENLERDEN OLMAK İSTİYORUM..
Tesettürlüyüm çünkü hürüm ben
tesettürüm sayesinde namahremim saygı duruşuna geçmek zorunda
(öyle bir temsil etmeliyim ki bu olmak zorunda)
Tesettürlüyüm çünkü Hak böyle istiyor
Hakk istedi mi, şek yok şüphe yok koşul yok şart yok
Tesettürlüyüm çünkü hürüm ben
Budur sebebi örtümü başımda taşırken gözlerimin ışıması
Gurur addetmeyiniz
Tesettürlüyüm çünkü ;
değerliyim!!
Tesettürlüyüm Çünkü..
Allah a İtaat Ediyorum..
Tesettürlüyüm...Çünkü Allah a Teslim oldum
RABBİM RAZI OLSUN SİZLERDEN...........
January 19 ŞU AN BACILARIMI TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ YASAGI DİYEREK ÜNİVERSİTELERE ALMAYANLAR DEVLET DAİRELERİNDE KILIK -KIYAFET YÖNETMELİĞİNE UYMUYOR DİYE ANALARIMIZA ABLALARIMIZA KARDEŞLERİMİZE YASAK DİYEREK GİZLİ KAMERALARA ÇEKEREK İŞLERİNİ ENGELLİYEN (................) HİÇ Mİ UTANMIYORSUNUZ NEDEN OZAMAN Kİ KANUNLARA SÖYLE BİR MADDE KOYMAMIŞ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN TÜM DEVLET KURUMLARINDA HER NE SEBEBLE OLURSA OLSUN BAŞÖRTÜSÜ TAKMAK YASAKTIR NE DEMİŞ "Din
bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir.
Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz.
Biz sadece, din işlerini devlet ve ulus işleriyle karıştırmamaya
çalışıyoruz."
Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes,
Allah'ına istediği gibi ibadet eder.
Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı, bir şey yapılamaz. Türkiye
Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur.
"Din
ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse, hiç bir
kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din
ve mezhep, hiç bir zaman, siyaset aracı olarak kullanılamaz."
O ZAMAN ÇALIŞTIĞI İNSANLARIN KİMLER OLDUĞUNU NASIL YASADIĞINI VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN BU ŞEKİLDE YAŞAYANLARA SAYGILI OLDUĞUNU
 YA ZÜBEYDE HANIM
 LAİKLİK OLMASA BUNA İZİN VERİRMİYDİ
ÇÜNKÜ OZAMAN KURULAN DEVLET TÜRKİYE CUMHURİYETİ LAİK BİR DEVLETTİR DİYE KURULMUŞ KANUNLARLAR İNSANLARI MAĞDUR ETMEYECEK SEKİLDE UYGULANMIŞ ŞU AN YAPILAN KANUNLAR İKTİDARDAKİ MUHALEFETİN ZAAFI NEYSE ONU YASAK YAPACAK KANUNLAR ÇIKIYOR BUNDAN KİM ZARARLI ÇIKIYOR TÜRKÜDE KÜRDÜDE ALEVİSİDE ÇERKEZİDE TATARIDA DADAŞIDA .......YANİ MÜSLÜMANLAR BİZLER ZARAR GÖRÜYOR
AMA UNUTMAYIN ZALİMİN ZULMÜ VARSA MAZLUMUN ALLAHI VARDIR.
Hak
şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif
anı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Sen
Hakk’a tevekkül kıl
Tefviz et ve rahat bul
Sabreyle ve razı ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİ
NÛR SÛRESİ
24/31- Mü’min
kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını
korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet
(yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar
salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut,
kocalarının babalarından yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından,
yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından,
yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut
sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden,
yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek
çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin
diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe
ediniz ki kurtuluşa eresiniz!24/60- Artık
evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı
kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında
kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha
hayırlıdır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. 33/33- Evlerinizde
oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz
de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah’a ve Resülüne
itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah sizden ancak günah kirini
gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. 33/53- Ey
iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini
beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin,
çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için
beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o
sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez.
Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından
isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz ,hem de onların
kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve
kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz.
Çünkü bu Allah katında büyük bir günahtır.
AHZÂB SÛRESİ
33/54- Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir. 33/55- Peygamberin
hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek
kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mümin
kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey
Peygamber hanımları! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah
her şeye hakkıyla şahittir. 33/59- Ey
Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle,
bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp
incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır,
çok merhamet edicidir
KAYNAK:http://diyanet7.diyanet.gov.tr/kuran/fihrist.asp?index=435&konu=%C3%96rt%C3%BCnme
Ali Kırca'ya ve show tv ye tepkimizi gösterelim arkadaşlar ve izlemeyelim..Hastanede
çalışan başörtülü çalışanları gizli kameraya çektirip, “Burası devlet
hastanesi. Yasak dinleyen yok!" diyen Ali Kırca’ya, başına gelen ‘gizli
kamera’ olayı hatırlatıldı. Haseki Hastanesi’nde çalışan başörtülü personeli gizli kameraya
çektirip, “Burası devlet hastanesi… Türban yasağını dinleyen yok!"
diyen haber spikeri Ali Kırca’ya, başına gelen ‘gizli kamera’ olayı
hatırlatıldı.
Bugün Gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, çok
kızdığı Kırca’ya, 2006 yılında başından geçen gizli kamera hadisesini
hatırlatarak, “Sen ki bir gizli kamera kurbanısın, şimdi onu, bayanlara
karşı kullanman çok ayıp! Üstelik o bayanlar, senin gizli kamera
kurbanı olduğun şartlarla kıyas edilemeyecek derecede masum ortamlarda
bulunuyorlar” diye yazdı…
Daha önce "28 Şubat'ta düğmeye ben
bastım" diyen Ali Kırca yönetimindeki Show Haber’in, başörtülü hastane
çalışanlarının fişlemesini çok ağır bir dille eleştiren Taşgetiren,
Kırca’ya, “Bu görüntüleri daha baştan izlerken utanmadınız mı?
Kendinizi bir Gestapo şefi rolünde görmediniz mi? "Bu kadarı fazla, bu
kadarı işkence, bu kadarı insanlık dışı" sözcükleri dökülmedi mi
dilinizden” diye soruyor…
İşte Ahmet Taşgetiren’in yazısı:
Çok ayıp Ali Kırca!
Sen ki bir gizli kamera
kurbanısın, şimdi onu, bayanlara karşı kullanman çok ayıp! Üstelik o
bayanlar, senin gizli kamera kurbanı olduğun şartlarla kıyas
edilemeyecek derecede masum ortamlarda bulunuyorlar. Başörtülü bir
sağlık görevlisi. Evet bir kamu kurumu olan hastanede…
 Evet,
bilinen kıstaslarla yasaklanmış alandalar. Ama sonunda sağlık hizmeti
veriyorlar. Ve sen, "bayan" muhabirlerini görevlendirip, "bayan sağlık
görevlileri"nin peşine takıyorsun. Bu bayan sağlık görevlilerinin,
görevleriyle ilgili bir kusurları var mı? Bir bilgi engeli, bir tecrübe
engeli, bir hizmet kusuru var mı? Yok. Kusurları kıyafetleri... Kıyafetleri kirli mi, paslı mı, sağlık hizmeti için engel mi?
Hayır. Peki, bu bayan sağlık görevlilerinin giysileri, hastaların
tepkisine yol açıyor mu? Hastalar, "Ben bunların giysilerinden dolayı
ayrımcılığa uğradığımı düşünüyorum, ben illa da başı örtüsüz bir sağlık
görevlisi isterim" gibi bir tepki mi vermişler? O da yok. Ama yasak
giysiler içinde bu sağlık personeli. Sırf dini bir görev gereği takıldıkları için yasaklanmış olan giysiler içinde. Hizmet veriyorlar. İğne yapıyorlar. Tansiyon
ölçüyorlar. Tahlil yapıyorlar. Bir çocuğun başını okşuyor ya da bir
hastaya moral veriyorlar. Kadın erkek ayrımı yapmadan hasta muayene
ediyorlar, gerekli tedaviyi uyguluyorlar. Yani sağlık taşıyorlar. Ve
sizin muhabirleriniz, bu kıyafetle neden sağlık hizmeti veriyorsunuz,
diye sorguya çekmeye kalkışıyor. Bir zağar gibi avının peşine düşüp
kovalıyor hastane koridorlarında. Bu görüntüleri daha baştan izlerken utanmadınız mı? Kendinizi
bir Gestapo şefi rolünde görmediniz mi? "Bu kadarı fazla, bu kadarı
işkence, bu kadarı insanlık dışı" sözcükleri dökülmedi mi dilinizden?
"Sağlık hizmeti içinde başörtülü olsa ne olur, başı açık olsa ne olur"
gibi minik bir şüphe bile geçmedi mi? "Bunlar yüz kızartıcı bir faaliyetin içinde mi?" diye sormadınız mı? Evet, o bayan sağlık
personelini suçluluk psikolojisi içine sürüklediniz, yıllardan beri
oluşturulan ve artık terör niteliği kazanan resmi tavırların da
katkısıyla bunu başardınız, onun için mikrofonlardan kaçmaya mecbur
ettiniz, kabul edelim ki muhabirleriniz bunda başarılılar, ama sizin
içinizden azıcık sorgulama hissi geçmedi mi? Sizin yönetiminizdeki
basın emekçileri, ustalarından böyle bir medya ahlakı edindikleri için
mutlu musunuz? Bu zehir hafiyelikler çok mu hoşunuza gidiyor? Bir gün bir
okulun bodrumunda namaz kılan öğrenci yakalamak, bir gün bir ana
okulunda başörtülü öğretmen yakalamak, bir gün yaygın eğitimde diploma
alan başörtülü bir anne yakalamak ve bir gün sizin yaptığınız gibi,
hastane koridorunda başörtülü bir hemşire ya da laborant yakalamak! Bu medya ahlakı (!) içinde yer kapmak zevk mi veriyor size? Bu
tavırların içinde bir tür medya terminatörü rolü gözlemediniz mi bugüne
kadar? Yasakları neden bu kadar kutsuyorsunuz sayın Kırca? Gerçekten bu
başörtüsü yasağını kutsanacak bir yasak gibi mi görüyorsunuz? Devlet,
neden sizin için bu yasakçı tavrı ile önem kazanıyor sayın Kırca? ATV'de bir "Siyaset Meydanı" programınıza katıldım. Yakından
tanışınca sizinle ilgili yargılarımı tashih etme eğilimi doğdu
içimde... "İletişime açık, insan yanı bulunan bir sima" gibi gördüm
orada sizi. Ama şu role ne demeli sayın Kırca? Alın bir kere daha
seyredin kendinizi. İçinizdeki ar damarını bir kere daha yoklayın. Ve lütfen sizinle ilgili yargılarımı tashih yönündeki hüsnü zannımı boşa çıkarmayın.
Bu günler geçer gider. Ama insanların zihninde, kirli bir
gazeteciliğin içinde rol almış siluetler kalır. Son bir şey: O
muhabirlerinizin peşinde bir suçlu kovalar gibi koştuğu bayan sağlık
personeli belki de evinin geçimine katkıda bulunmaya çalışan bir
anneydi, ne götürdünüz onların evine, çocuklarının dünyasına, bir
düşünsenize... Böyle şeyler için yüreğe gerek yok mu yoksa? İyi yayınlar dilerim gizli kameralı arkadaş!
2006 yılında kendinden bir hayli
genç bir kadınla yaşadığı ilişkinin görüntülerinin internette
sızmasından sonra uzun bir süre tatile çıkan Ali Kırca, yaşadığı
ilişkiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmazken, ilişki yaşadığı
kadın, “Görüntülerin
şantaj amacıyla çekilmediğini belirterek şunları söylemişti: "Çekimden
ikimizin de haberi vardı. Bir tür fantezi. Ama son zamanlardaki
davranışı ruhuma olduğu kadar bedenime de zarar vermeye başladı.”
January 18  1-) Kim benim sunnetimi
diriltirse(ihya eder ve yasaminda tatbik ederse) beni sevmis olur. Beni
seven de benimle beraber Cennettedir.
2-) Bana itaat eden Allah'a itaat etmis olur. Bana isyan eden Allah'a isyan etmisolur.
3-) Sizden birinizin, arzusu benim getirdigim (Kur'an'a Seriat)e uymadikca kamil imanla iman etmis olamaz.
4-) Nefsim kudretinin elinde olan Allah'a yemin ederimki, Ben kendisine
babasindan ve cocugundan daha sevgili oluncaya kadar sizden biriniz
kamil imanla iman etmis olmaz.
5-) Gercek musluman, muslumanlarin elinden ve dilinden geven icinde
oldugu kimsedir. Gercek muhacir ise Allah'in yasaklarini terkeden
kimsedir.
6-) Bildigi ile amel eden kisiye Allah bilmedigi ilimlerin bilgisine varis kilar.
7-) Kardesini bir gunahindan dolayi ayip-layan kisi, gunahi islemedikce olmez.
8-) Islam'in dugmeleri dugme dugme cozulecek(Seriatin emirleri tek tek
terkedilecek). Her dugme cozuldukce insanlar onu takibedendugmeyi
cozmeye tesebbus edecekler. Bu cozulen dugmelerin ilki idari konular,
sonuncusuda namazdir.
9-) Sizden kim (Seriate uymayan) bir kotu is gorurse onu eliyle
duzeltsin, buna gucu yetmezse diliyle duzeltsin. Buna da gucu yetmezse
kalbiyle bugzetsin. Bu sonuncusu ise imanin en zayip mertebesidir.
10-) Cihad, kiyamet gunune kadar gecerli bir emirdir.
11-) Kim gaz yapmadan ve icinde gaza yapma istegini konusturmadan olurse, munafiklikdan bir cesit uzere olur.
12-) Cihadin en faziletlisi zalim sultan katinda hakki soylemektir.
13-) Rabbini gazablandiracak bir meselede sultani hosnud eden(etmeye calisan) Allah'in dininden cikmis olur.
14-) Cennet (nefse agir geldigi icin) hoslanilmayan seylerle, cehennemde sehvete hitap eden seylerle kusatilmistir.
15-) Islam'in disinda bir millet uzerine yemin eden, soyledigi gibidir. (Onlardandir)
16-) Amellerin en hayirlisi sevdigini Allah icin sevmek bugzettigine de Allah icin bugzetmektir.
17-) Kim bir kavme benzemeye calisirsa, o onlardandir.
18-) Munafigin alameti uctur: Konustugunda yalan soyler, vaad verdiginde yerine getirmez, emanet olundugunda hainlik eder.
19-) Kisi din kardesine kafirlik isnad ederse, bu isnad ikisinden birine doner.
20-) Kim bir hayirli isi yapmaya yonelirse, onu yapan kadar mukafat alir.
21-) Arzusu ve hedefi Allah'dan baska sey olarak sabahlayan Allah(in
kullain) dan degildir. Muslumanlarin dertleriyle dertlenmeyen de
onlardan degildir.
22-) Rabb olarak Allah'a, din olarak islam'a, peygamber olarak Muhammed (s.a.v) erazi olan kisi imanin tadini tatmis demektir.
23-) Islam cemaatinden bir karis da olsa ayrilan, boynundan islam bagini cozmus demektir.
24-) Is ehil olmayana verildiginde kiyameti bekle.
25-) Akilli kisi nefsine hakim olup olumdne sonrasi icin is yapandir.
Aciz(akilsiz) kisi ise nefsini arzularina tabi kilip sonrada Allah'a
karsi Temennide bulunandir.
26-) Emirleriniz hayirlilariniz, zenginleriniz hosgorululeriniz,
isleriniz aranizda danismayla oldugunda yerin ustu sizin icin yerin
altindan daha hayirlidir. Ama emirleriniz serlileriniz, zenginleriniz
cimrileriniz, isleriniz kadinlarinizin elinde oldugunda yerin alti
sizin icin yerin ustunden daha hayirlidir.
27-) Kendimden sonra erkekler icin kadinlardan daha zararli bir fitne birakmadim.
28-) Sozlerin en dogrusu Allah'in kitabidir. Hayat tarzlarinin en
guzeli Muhammed(s.a.v) in hayat tarzidir. Islerin en serlileri sonradan
uyduranlardir. Her sonradan uydurulan sey bid'attir. Her bid'at
sapikliktir ve her sapiklik ta Cehennem'dedir.
29-) Fitne doneminde ibadete sarilmakk, bana hicret etmek gibidir.
30-) Ummetimden bir takim kimseler, ismini degistirerek sarabi(alkollu
icecekleri) icecekler. Bu esnada baskalari ucunda (yanlarinda) calgilar
calinacak ve sarkici kadinlar olacak. Iste onun icin Allah onlari yere
batiracak ve aralarindan bazilarinin sekli maymun'a ve domuz'a
cevrilecek.
31-) Suphesiz ki benden sonra ummetimden Kur'an-i Kerim'i okuyan bir
kisim insanlar olacak. Fakat onlarin okudugu bogazlarini gecmeyecek.
Onlar tipki okun yaydanciktigi gibi dinden cikacaklar, sonra da tekrar
ona donmeyecekler. O kimseler, insanlarin ve hayvanlarin en serlileri
(kotuleri)dir.
32-) Kalbinden tam bir sadakatle Allah 'tan baska ilah olmadiginina ve
Muhammed 'in de Allah'in rasulu olduguna sehadet eden bir kimseyi
Allah, cehennem atesine haram kilar.
33-) Kim itaatten bir el kadar ayrilirsa, kiyamet gununde Allah'in
huzuruna lehinde hic bir delili olmadigi halde kavusur. Kim de boynunda
(halifeye) beyat olmadigi halde olurse cahiliye olumuyle olmus olur.
34-) Ya ogrenen, ya ogreten, ya dinleyen, ya da seven ol! Bunlarin
disinda bir besincisi olma; helak olursun. Besincisi ise, ilme ve ilim
ehline bugzetmendir.
35-) Allah kadin kiyafetini giyen erkege ve erkek kiligina giren kadina lanet etsin.
36-) Allah'a isyan olan bir hususta kimseye hic bir itaat yoktur. Itaat ancak marufta (ser'i olculer icerisinde)dir.
37-) Irkciliga cagiran bizden degildir. Irkcilik icin savasan bizden
degildir. Irkcilik uzere olen de bizden(muslumanlardan) degildir.
38-) Kisi arkadasinin dini uzeredir. O halde sizden birisi kiminle
arkadaslik yaptigina dikkat etsin. Kisi sevdigi ile
beraber(hasrolunacaktir)dir.
39-) Ummetim dinar ve derhemi(parayi, maddi varliklari) yucelttigi
zaman onlardan islam'in heybeti kaldirilir. Iyilikle emretmeyi
terkettikleri zaman da vahyin bereketinden mahrum kilinirlar.
40-) Insanlar uzerine oyle bir zaman gelecek ki, onalr arasinda dini
konusunda(yapilan saldirilara) sabirla karsi koyan, kor parcasini
avuclayan gibi olacak.YARABBİ ;SEN BİZLERİ SÜNNETİ SENİ-YE İLE YAŞAMAYI NASİP ET AMİN
January 17 Ne derdiniz bakın onlar ne demiş.....
—Peygamber efendimiz buyurdular ki:
Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi:
güzel koku, helal nisa (kadın), gözüm nuru olan namaz
—Hz. Ebubekir (r.a) ise bana üç şey sevdirildi ya rasulullah:
senin yüzüne bakmak
Kızımın Rasulullah’ın zevcesi olması,
senin yolunda mal harcamak
—Hz. Ömer (r.a): bana üç şey sevdirildi. İyilikle emretmek, kötülükten nehyetmek eski kaftan giymek
—Hz. Osman(r.a):
Dünyada bana üç şey sevdirildi. Aç doyurmak, kuran okumak, çıplak giydirmek
—Hz. Ali (r.a):
bende dünyadan üç şeyi sevdim: misafire hizmet etmek, yaz gününde oruç tutmak, düşmana kılıç vurmak
—İbni Abbas (r.a):
Bana da üş şey sevdirildi: mahlûkattan uzlet, Allah ile ünsiyet, Allah’a tövbekâr olmak
—Hz. Hasan (r.a):
Bana da üç şey sevimli geldi: geceleri namaz kılmak, sözün doğrusunu söylemek, hastaları ziyaret etmek
—Hz. Hüseyin (r.a):
Ben üç şeyi sevdim: Allah’a. Muhabbet, Allah için fukaraya şefkat, Allah yolunda şahadet
—Hz. Hamza (r.a):
Bana da üç şey sevimli gelir: Ahde vefa, emaneti eda, cemaate devam
—Hz. Ayşe:
bana sevimli gelen üç şey: ana babaya ikram, helal kazanç, haramdan sakınmak
—Hz. Fatıma ise:
yetimlere şefkat, komşuya ihsan, fakir ve zayıflara merhamet
Mikail (as):
ağlayan göz, zikreden lisan, titreyen kalb
—İsrafil (as):
ilmiyle amil âlim, sabırlı zahid, acize yardım
—Azrail (as):
Allah’a tevekkül, Allah’ın kaderine rıza, Allah’ın emrine itaat
—Cebrail (as):
delalette olanları hidayet etmeyi, Allah itaatkâr olan gariplerle ünsiyet etmeyi, darlık içinde olan ailelere yardım etmeyi
VE..VE:
—Cenab-ı Rabbul Âlemin hazretleri buyurdu:
sıkıntıları kaldırmak, günahları mağfiret etmek, ayıplari setretmek
YA BİZ??
Peygamberimiz
Aleyhisselâm, vazifeye ilk başladığı zaman, insanları gizli olarak dine
çağırıyor, saklı yerlerde buluşup ibadet ediyorlardı. İslâm ile ilk
önce şereflenen ve Peygamberimiz Aleyhisselâmla namaz kılan zevcesi
Hazreti Hatice, en yakın arkadaşı ve dostu Hazreti Ebû Bekir, amcasının
oğlu genç Hazreti Ali ve âzadlı kölesi Hazreti Zeyd b. Harise'dir.
Daha sonra Hazreti Ebû Bekir'in yol göstermesiyle Hazreti Osman b.
Affan, Hazreti Abdurrahman b. Avf, Hazreti Sa'd b. Ebî Vakkas, Hazreti
Zübeyr b. Avvam, Hazreti Talha b. Ubeydillah ye Hazreti Ebû Ubeyde b.
Cerrah müslüman oldular. İşte bunlara "İlk Müslümanlar adı verilir.
Sonradan Hazreti Ömer'in katılmasıyla bu 10 erkek müslüman "Aşere-i
Mübeşşere = Cennetle Müjdelenen Onlar" adıyla anılmış, sahabilerin en
büyükleri olmuşlardır.
Elhamdülillah Bizde Müslümanız
Turistlere namaz nasıl anlatıldı?
1961’lerde maymunculuğun iyice alevlendirildiği günlerdeydi. Rahmetli
Hacı Nazif Çelebi, Süleymaniye Camii’nde bir öğle namazı kıldırmış,
turistler de etrafını alarak imam kıyafeti içinde iken kendisine
sualler sormuşlardı. Bunlar itirazcı suallerdi.
Kimi, insanın maymundan türediğini iddia etmek istiyor, kimi de,
‘Seyrettiğimiz namazınızda niçin ayakta duruyor, eğiliyor, başınızı
yere koyuyorsunuz. Bunun ne manası var? Bizim gibi sandalyeye oturun,
papazın duasını dinleyin yeter.’ diyordu.
Rahmetli Hacı Nazif’in bunlara verdiği cevaplar hiç aklımdan çıkmaz.
Ruhunu şad etmek niyetiyle size de arz edeyim seneler sonrasında.
Maymuncu turiste dönerek konuşan Çelebi şöyle dedi:
– Biz namazımızda önce ayakta, sonra rükuda, sonra da secdede oluyoruz.
Bunun bir hikmet ve manası şudur: Ayakta iken ilk insan ilk babamız
Âdem’in (elif) ini yazarız. Bunun için (elif) harfi gibi dimdik, upuzun
dururuz.
Sonra rükûa eğiliriz. Bununla da Âdem’in (dal) ını yazmış oluruz.
Geriye (mim) kalır. Onu da yere başımızı koyar (mim) gibi olur, öyle
yazarız. Böylece her namazda babamız Âdem’in adını yazar, maymundan
geldiğimizi iddia edenleri fiilen tekzip etmiş oluruz. Bunun için
maymunculuk bizde tutunamaz.
İkincisine gelince:
Namazımıza ilk başladığımızda ayakta iken Rabbimizin üzerimizde tecelli
eden sayısız nimetlerini düşünür, sonra bu nimetleri verenin huzurunda
minnet ve şükranla eğiliriz. Ancak bu eğilmeyi de kâfi bulmayız, sonra
kalkıp başımızı yere koyar, başımızla da minnetimizi dile getirmiş
oluruz. Başımızı şunun için yere koyarız: Baş, bedenin tümünü de idare
eden en yüce varlığımız, en kıymetli organımızdır.
Bununla demiş oluruz ki:
– Ey Rabbimiz, varlığımızın en kıymetli kısmı başımızdır. İşte
huzurunda başımızı dahi yerlere sürüyor, sana olan minnet ve şükrümüzü
en kıymetli varlığımızı yerlere koymakla ifade ediyoruz. Şayet
başımızdan daha kıymetli bir organımız olsaydı onu da huzurunda
iftiharla yerlere serer, minnet ve şükrümüzü onunla da ifade etmek
isterdik. Bu açıklamalardan sonra rehber turistin cevabı şöyle oldu:
– Tamam tamam. Biraz daha anlatırsan grubumuza burada namaz kıldıracaksın.
Bu endişe yersiz değilmiş.
Bu sırada turistin biri Çelebi’ye yaklaşıp sordu:
– Bundan sonraki namazınız saat kaçta olacak? Anlattığınız manada bir
namazı ben de aranıza karışıp kılmak istiyorum. Bana uygun geldi bu
anlayış içinde ayakta durmak, eğilmek, başı yerlere koyup yaradana
minnettarlığını ifade etmek. Bence de ibadet budur. January 16
ESMA'ÜL-HÜSNA
Allah,
er-Rahmân, er-Rahîm,
el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm,
el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr,
el-Mütekebbir, el-Hâlýk, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr,
el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbýd,
el-Bâsýt, el-Hâfýd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr,
el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr,
eþ-Þekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl,
el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd,
el-Bâis, eþ-Þehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy,
el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît,> el-Hayy,
el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir,
el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtýn, el-Vâli,
el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf,
Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-Ýkrâm, el-Muksit, el-Câmi',
el-Ganiyy, el-Muðni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi',
en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî,
el-Vâris, er-Reþîd,
es-Sabûr.
Hz. bu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlulah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim
bunları ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever."Bir
rivâyette: "Kim o isimleri sayarsa cennete girer" buyurmuştur. 
Gül ki, yanaklarında varlığın tazeliği al aldır; sanki yokluktan
varlığa geçişiyle hâlâ heyecanlıdır, sanki ummadığı bir hayatı
kazandığına utanmaktadır.
Gül ki, inceliği ve zerafetiyle, tazeliği ve yeniliğiyle, her an yoktan
var edilme titrekliğine tanıktır.
Gül ki, sanki varlığına her dem sevinmekte, sanki karşılıksız gördüğü
iyilikle mahcup olmakta, iste(ye)meden edindiği güzelliğe teşekkür için
telaştadır.
Gül ki, görene her an yenidir, ilk defa var edilmiş gibi sürprizdir.
Gül ki, ilk defa görünüyormuş gibi gelir göze, şaşırtır, sevindirir,
sevdirir.
Gül ki, alıştığımız varlığımıza alışılmadık bir sevinç ekler,
kanıksadığımız yaşayışımıza beklenmedik bir coşku katar, olağan
sandığımız insanlığımıza olağanüstü bir övgü sunar.
Gül ki, var olma alışkanlığımızı yıkan bir oyun-bozan, yaşama
sükûnetimizi dağıtan yağmur-boran, insan olma bıkkınlığımızı bozan
sürpriz-armağandır.
Varlığımız, o nazenin gül kadar titrektir; her an yenilenir.
Hayatımız, o incecik gül yanağı gibi tazeciktir; her dem yeniden yeniye
verilir.
İnsanlığımız, o latif gül kokusu gibi biriciktir; her an tenimizde
misafirdir.
Öyleyse, bizi her an Var edene sonsuz minnettarlık içinde olmamız, her
nefeste O'na teşekkürler sunmamız gerekir.
O (sav) gül tazeliğindeki ihyayı, gül titrekliğindeki varlığı her an
farkedendir.
O (sav) gül yanağındaki kızıllık gibi, kendisine lâyık görülenler
nedeniyle her an haya içindedir.
O (sav) işte bu yüzden "Muhammed"dir; içimizde en çok hamd edendir;
kendisine verilene en çok teşekkür edendir.
O (sav) işte bu yüzden "Muhammed" ismini en çok hak edendir; hayreti ve
minnettarlığı en heyecanlı, övgü ve senası en coşkulu olandır.
Öyle ki O (sav) varlığıyla baştan ayağa hayrettir, şükrandır.
Öyle ki O (sav) haliyle ve kavliyle ete kemiğe bürünmüş övgüdür,
hamddir.
"Yaratıcısını en çok öven ve bu övgüsüyle de en çok övülen"
Muhammed"(sav)dir.
Ne ölçüde kendi varlığımıza şaşırıyor ve Yaradanımıza minnettarlığımızı
ifade ediyorsak, o ölçüde hem Gül'e hem Muhammed (sav)'e benzeriz.
| January 14  Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah Müminlere karşı
alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, kendisinin onları
seveceği, onlarında kendisini seveceği bir kavim getirir ki; Onlar
Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayanın kınamasından çekinmezler.
Bu Allah’ın lütfu inayetidir ki, onu kime dilerse ona verir. Allah
ihsanı bol olan, en çok bilendir. (Maide suresi:54)
Bu ayet-i kerimenin, başta Vani Mehmed Efendi, Elmalılı Hamdi Yazır,
Ömer Nasuhi Bilmen, Bediüzzaman Said-i Nursi ve Celal Yıldırım Hoca
başta olmak üzere bir çok İslam alim ve mütefessire göre Türkler’i
işaret ettiği kabul edilmektedir.
• Kaşgarlı Mahmut Divanı Lügat-it Türk isimli eserinde Buhara ve
Nişabur hadis imamlarından şu hadis-i kutsi’yi rivayet etmektedir: “Ulu
ve Aziz olan Allah diyor ki; Benim Türk ismini verdiğim ve doğuda
yerleştirdiğim bir takım askerim vardır ki, her hangi bir kavme karşı
gazaba gelecek olursam o Türk askerimi işte o kavmin üstüne
saldırtırım.” (Kaşgarlı Mahmut, Divanı Lügat-it Türk, C.1., 294 –1333
İst basımı)
• Kostantiyye (İstanbul) mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden
kumandan ne güzel kumandandır ve o asker ne güzel askerdir. Buhari
(et-Trah-ul Kebir, cilt 1, kısım 2, sayfa: 81) Ahmed bin Hanbel (Müsned
IV/42, kahire 1313) El-Hakim (el-Müstedrek IV/42-422, Haydarabat 1335)
• Türk dilini öğreniniz, çünkü Türlerin çok uzun sürecek bir
hâkimiyetleri vardır. (Kaşgarlı Mahmut, Divanı Lügat-it Türk, C.1.,s:3
–1333 İst basımı)
• Benim ümmetimi öyle bir kavim sürüp, kovalayacaktır ki; onların
yüzleri (yuvarlak ve) enli, gözleri (çekik ve) küçük, çehreleri sanki
üzeri derilerle kaplanmış kalkanlar gibidirler. Onlar üç defa Arabistan
yarımadasına kadar ilerleyeceklerdir. İlk istilada onların önlerinden
kaçanlar kurtulacaktır. İkinci istilada hücuma uğrayanlardan bazıları
helak olacak ve bazıları da canlarını kurtaracaklardır. Üçüncü istilada
ise onların kökleri kesilecektir (Artık istilalar son bulacaktır) işte
onlar Türkler’dir. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim
ki, Türkler (çok yakın bir gelecekte) atlarını Müslüman mescidlerinin
direklerine bağlayacaklardır. Ebu Davud (Nuseym b. Hammad, Kitabü’l
Fiten, Atıf Ktp. No: 602, V.121122)
• Türkler size ilişmedikçe sizde onlara ilişmeyiniz. Çünkü milletimin
mülkünü ve Allah’ın ona olan ihsanını en evvel Kantura (Türk) nesli
alacaktır. İmam Taberani (Mu’cem’ül-Kebir ve Mu’cem’ül Evsat isimli
eserinde)
• Habeşliler sizle uğraşmadıkça siz de onlarla uğraşmayınız. Hele
Türkler size dokunmadığı sürece siz de Türkler’e (sakın) dokunmayınız!
Ebu Davud (Sünen-i Davud, IV.s:112)
Yukarıdaki hadis-i şerif Cüveydi tarafından şöyle nakledilmiştir:
“Türkler sizlere dokunmadıkça siz de Türkler’e dokunmayınız. Zira onlar
çok sert ve haşin tabiatlı kimselerdir.” (El-Cüveyni; Tarih-i
Cihan-güşa, 1, s:11)
Aynı hadis-i şerifi Hamavi ise ashabdan Hz. Muaviye’den şöyle
nakletmiştir: “Sakın onların üzerine süvari birlikleri göndermeyiniz
(harp etmeyiniz) Türkler ve Habeşliler size dokunmadığı sürece siz de
onlara dokunmayınız.”
• İmam Taberani Hz. Muaviye’den şöyle nakleder: İbn-i Zi’l Kela
anlatıyor: Bir gün Muaviye’nin yanındaydım. Ermeniye vilayetinin
valisinden posta geldi. Muaviye valinin mektubunu okudu, hiddetlendi;
sonra kâtiplerinden birini çağırdı ve ona valinin tahriratına şöyle
yaz, dedi. ‘İdarendeki araziye Türkler’in akın ve yağma ettiklerinden
bunun üzerine arkalarından takip kuvvetlerini sevkettiğinden ve bu
takipçilerin yağma edilen şeyleri onlardan istirdat etmiş olduklarından
bahsediyorsun. Anan sana matem tutsun, sakın bir daha öyle bir
harekette bulunma, Türkleri kışkırtma ve onlardan hiç bir şey istirdat
etme. Çünkü ben Resulullah’dan işittim. Buyurdu ki; “Türkler yavşan otu
biten yerlere (Avrupa’ya) kadar ilerleyeceklerdir.”
• Hıfz, on kısma ayrılmıştır: Dokuzu Türkler’de, biri diğer
insanlardadır. (Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi (Ramuz’ul-Ehadis 4140 nolu
hadis)
Hıfz kelimesi bazı kitaplarda hafızlık, kavrama kabiliyeti olarak
tercüme edilmiştir. Merhum Mehmed Vani Efendi’ye göre ise
muhafazakârlık yani dinini, milletini, vatanını, maddi ve manevi
değerlerini, örf ve âdetlerini, namusunu koruma duygusunun her
milletten çok Türk milletindedir.
• Taberi şöyle anlatmaktadır: Hz. Peygamber Arap kabilelerin hücumu
yılında (Hendek savaşı) Medine’nin etrafında kazılmak istenen hendeğin
sınırlarını çizdi... Biz hiçbir zaman bu sınırları aşmak istemiyorduk.
Salman hendekten çıkarak Hz. Peygamberin bulunduğu yere geldi. Bu
sırada O bir Türk çadırını kurmakla meşgul bulunuyordu. (et-Taberi II.
S:568)
• Ebu Said el-Hudri demiştir ki; Hz. Peygamber ramazanın ilk on gününde
itikâfa girmiştir. Sonra ortasındaki on günde tentesi üzerinde hasır
bulunan bir Türk çadırında itikâfa girmiştir. Ebu Müslim.
• Resulullah Efendimiz bir gece rüyasında peşine önce siyah bir
koyunun, sonrada bir beyaz koyunun takıldığını görüyor. Sabahleyin
mescid-i saadete gelip namaz kıldırdıktan sonra sırf iltifat olsun diye
bu rüyanın yorumunu Ebubekir Sıddık Hazretlerine bırakıyor. Bu iltifata
hem sevinen, hem de mahcup olan Ebubekir (r.a): “Mademki, öyle arzu
buyurdunuz, yorumunu yapayım. Ey Allah’ın Peygamberi1 Peşinize ilk
takılan siyah koyun Arapları, sonra da takılan beyaz koyun beyaz bir
ırkı temsil eder. Yani önce Araplar size inanıp peşinize takılacak,
sonra da beyaz bir ırk İslam’a girip size uyacak...” rüyadaki siyah
koyun Arapları, beyaz koyun ise Türkler’i işaret etmiştir. Çünkü bir
müddet sonra beyaz yüzlü olan Türkler İslam’a girmişlerdir.
• Ata, bana İbnu Hişamın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan
yasakladığı zaman dedi ki: "O bunu nasıl yasaklar, Resulullah (sav)ın
zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!" Ben Ataya sordum:
"Onların beraber hacdan örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?"
"(Evet, kasem olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şahid oldum!"
diye cevap verdi. Ben tekrar sordum: "Pekala erkeklere nasıl
karışırlardı?" Şu cevabı verdi: "Erkeklere karışmazlardı, Hz. Aişe (ra)
erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı." Hatta bir
kadın kendisine: "Ey müminlerin annesi, yürü (Hacerül-Esvede elimizi
değerek) istilam edelim!" demişti de Hz. Aişe ona: "Sen dilediğin
şekilde git" deyip kendisi gitmekten imtina etmişti. Onlar geceleyin
kim oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf
yaparlardı.) [Beytullaha girmek istedikleri zaman da, erkeklerin
tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi.]
(Ata devamla): "Ben (Mekke kadısı) Ubeyd İbnu Umeyrle birlikte,
Müzdelifedeki Sebir dağında mücavir (yani ikamet eder) olan Hz. Aişe
(ra)nin yanına giderdim" dedi. Ben hemen sordum: "Pekâlâ Hz. Aişenin
örtüşü ne idi?" "Keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırının içindeydi.
Çadırın bir perdesi vardı. Aişe (sav) ile bizim aramızda bu perdeden
başka bir şey yoktu. Ben Hz. Aişenin üzerinde gül renginde bir zıbın
gördüm." (Ravi (r.a.): İbnu Cüreyc Kaynak: Buhari, Hacc 64)
• Ebu Sekine (ki Muharrerlerden bir kimsedir) Resulullah (sav)ın bir
sahabesinden naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizi
bıraktıkları müddetçe siz de Habeşileri bırakın. Sizi terkettikleri
müddetçe Türkleri terkedin." (Ravi (r.a.): Ebu Sekine Kaynak: Ebu
Davud, Melahim 8, 4302)January 13 El Ahzab Sûresi 56. ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ buyurmaktadır ki;
"Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler, O' nu överler.
Ey iman edenler! Siz de O'nu övün ve O'na salât ve selam edin, O' na
gönülden teslim olun."
Bu eser 40 salavât-ı şerifeden ibaret olan, Hüseyin İbn-i Aliyyül
Kâşifi Hazretlerinin Tuhfet-üs Salavât isimli kitabının dilimize
sâdeleştirilmiş şeklidir. Allah-ü Teâlâ kusurlarımızı mağfiret etsin,
Tevfik Rabb'imizdendir.
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn,
Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn.
1. Kadı İyaz' ın Şifâ-i Şerif Kitabından, Zeydülhab (ra)' dan
rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim bu salavatı
okursa benim şefaatim ona vacib olur."
Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.
2. İmam-ı Malik Hazretlerinin Muvattâ' sında, İmam Ahmed ibni Hambel
Hazretlerinin Müsnedinde bulunan ve Ruveyfâ bini Sâbitil Ensâri (ra)'
den rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her kim bana
salavat verirse sonunda bunu okusun."
Allâhümme enzilhül mak'adel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.
3. Ebu Hureyre (ra)' den rivayetle, Kadı İyaz' ın (rahimehullah) Şifâ-i Şerif Kitabından alınmıştır.
Allâhümme salli alennebiyyil ümmiyyi ve ezvâcihî ümmühâtil mü'minîne ve
zürriyyetihî ve ehli beytihî kemâ salleyte alâ İbrâhîme inneke hamîdün
mecîd.
4. Enes İbn-i Mâlik' ten rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas)
buyurdular ki; "Kim Cuma günleri bu şekilde salavat getirirse Hak Teâlâ
onun seksen yıllık günahını affeder."
Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûliken nebiyyil ümmiyyi.
5. Ezhar adlı kitapta Ebu Said-i Hudri (ra)' den rivayetle: Peygamber
Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her fakir kimse sadaka verenlerin
sevabı kadar sevab almak isterse bu vechile salavat versin."
Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûlike ve salli alel mü'minîne vel mü'minâti vel müslimîne vel müslimât.
6. Ezhâr-ül Ehadis Kitabında, Enes İbni Mâlik (ra)' den rivayetle,
Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Şu geçen kimsenin hergün
kazandığı kadar hiç kimse amel edemez çünkü Cebrail (as) bana bildirdi
ki, bu kimse hergün on defa şu salavâtı verir."
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi kemâ emertenâ en nusalliye aleyh,
Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyil ümmiyyi kemâ yenbeğî en yusalle aleyh,
Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi biadedi men lem yusalli aleyh,
Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi kemâ tuhibbü en yusalle aleyh.
7. Ravzatul Ehbab kitabında, Ebubekir Sıddık (ra)' dan rivayetle:
Peygamber Efendimiz (sas) sağ tarafına oturmuşlardı, bu esnada kapıdan
birisi girdi ve Efendimiz bu zâtı benimle kendi arasına oturttu. Adam
gittikten sonra buyurdu ki; "Bu kişi bana şu şekilde salavat verir,
onun için ona ikrâm et."
Allâhümme salli alâ Muhammedin kemâ hüve ehlühû,
Allâhümme salli alâ Muhammedin kemâ tuhibbü ve terdâ lehû.
8. Ezhar adlı kitabdan alınmıştır. Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular
ki; "Bir kimse bana günde yüz kere şu sûretle salavat verirse, inşAllah
ahirette Rabb'im önünde o kimseye şefaat eylerim."
Allâhümme salli alâ rûhi Muhammedin fil ervâh,
Ve salli alâ cesedi Muhammedin fil ecsâd,
Ve salli alâ kabri Muhammedin fil kubûr.
ÖNEMLİ NOT: Her kim Cuma gecesi (perşembe' yi Cuma' ya bağlıyan gece)
bu ve bundan önceki (7. ve 8.) salavat-ı şerifeleri birlikte 70' şer
defa okursa, inşAllah Aleyhisselâtü Vesselâm Efenfimiz'i rüyasında
görür.
9. Hısni Hasin Kitabında Ebu Yali Musuli (ra)' den rivayet olunmuştur.
Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Bir kimse malının çok
olmasını istiyorsa, bu suretle salavat okusun."
Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûlike ve alel mü'minîne vel mü'minât vel müslimîne vel müslimât.
10. Şevâhidin Nübüvve Kitabında, Ebu Karsafe (ra)' dan rivayetle:
Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her kim yatağına yatmadan
önce Tebâreke Sûresini okuyup, daha sonra dört defa bu salavatı
söylerse, Hak Teâlâ (cc) iki melek gönderip bana ismi ile birlikte arz
ederler. Ben de ona selam ve rahmet dilerim."
Allâhümme Rabbel hilli velharâm,
Ve Rabbel beledil harâm,
Ve Rabbel meş'aril harâm,
Bikülli âyetin enzeltehâ fî şehr-i Ramazan,
Belliğ rûha seyyidinâ Muhammedin, Minnî tahiyyeten ve selâmen.
11. Riyâzül Ehadis adlı kitaptan alınmıştır. Peygamber Efendimiz (sas)
buyurdular ki; "Cennette bir ağaç vardır ve ismi Mahbube' dir. Ak
meyvesi olur, nardan küçük elmadan büyük, sütten ak, baldan tatlı ve
kaymaktan yumuşaktır. O meyveden ancak bu salavata devam edenler yer."
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve ala âli seyyidinâ Muhammedin vesellim.
12. Ezhar adlı kitaptan, İbni Ömer (ra)' den rivayetle: Bir gün
Efendimizin huzurunda, bir devenin hırsızlığı sebebiyle iki kişi
birbirinden davacı iken deve lisâna gelmiş ve gerçek sahibini
söylemişti. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (sas) deve sahibine;
"Sen ne okudun ki Medine' nin mahalleleri melekler ile doldu ve deve
konuştu?", diye sordu. Bunun üzerine adam aşağıdaki salavat-ı şerifeyi
okuduğunu söyledi. Peygamber Efendimiz (sas) de buyurdular ki; "Senin
yarın, sıratı geçerken yüzün ayın ondördü gibi nurlu ola!."
Allâhümme salli ve sellim alennebiyyin Muhammedin hattâ lâyebkâ min salâtike şey'ün,
Ve bârik alennebiyyin Muhammedin hattâ lâyebkâ min berekâtike şey'ün,
Verhaminnebiyye Muhammeden hattâ lâ yebkâ min rahmetike şey'ün.
NOT: Ravzat-ül Ulemâ kitabı da bu salavatı nakletmiş fakat sonuna "Ve
sellim alennebiyyü seyyidinâ Muhammedin hattâ lâ yebkâ min selâmike
şey'ün" cümlesini eklemiştir.
13. Şifâ-i Şerif Kitabından alınmıştır. Hz. Ali (krv) Efendimiz her ne
zaman salavat-ı şerife okuyacak olsa önce şu ayet-i kerimeyi okur ve
arkasından da aşağıdaki salavatı söylerdi.
Bismillâhirrahmânirrahîm,
"İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alennebiyyi; Yâ eyyühellezîne âmenû, sallû aleyhi ve sellimû teslîme."
Lebbeyk, Allâhümme ve se'adeyk salavâtullâhil berrir Rahîm, vel
melâiketil mukarrabîn, vennebiyyin vessıddîkın veşşühedâi vessâlihîn.
Vemâ sebbaha leke şey'ün Yâ Rabbel âlemîn.
Alâ seyyidinâ Muhammed İbn-i Abdullah, Hatemennebiyyin ve Seyyidil mürselîn ve İmâmil müttekîn ve Resûl-i Rabbil âlemîn
Eşşâhidil beşîriddâî ileyke bi iznike essirâcil münîr ve aleyhisselâm ve eimmeti ehli beytihî rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn.
14. Riyâzil Müzekkirin kitabından alınmıştır. Hz. Ali (krv) Efendimiz
buyurdular ki; "Her kimse günde on kere ve Cuma gününde yüz kere bu
şekilde salavat verirse inşAllah kıyamet gününde Efendimiz (sas)
elinden tutar."
Salavâtullâhi ve melâiketihî ve enbiyâihî ve rusülihi ve cemîi halkıhî
alâ seyyidinâ Muhammed ve alâ âlihî ve aleyhisselâm ve rahmetullâhi ve
berekâtühû.
15. İbni Abbas (ra) buyurmuştur ki; "Bir kimse şu şekilde salavat verse, yetmiş melek onun sevabını yazar."
Sallallâhü alâ seyyidinâ Muhammedin ve cezâhü annâ mâ hüve ehlühû.
16. Ezhar adlı kitapta kaydedilmiştir ki; Bir kimse hergün üç kere bu
salavatı söylerse Peygamber Efendimiz (sas)' in nübüvvet hakkını ödemiş
olur ve Hak Teâlâ inşAllah onun ahirette derecesini yükseltir.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sellim ve eczihî annâ hayrel cezâi.
17. İbni Abbas (ra) buyurmuşlardır ki; "Her kim bu şekilde salavat-ı
şerife verirlerse, Efendimiz kendisine, ana, baba ve yakınlarına
inşAllah şefaatte bulunur."
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve tekabbel şefâatehül kübrâ
ve erfe'a derecetehül ulyâ ve âtihî sü'lehû fil âhireti vel ûlâ kemâ
âteyte İbrâhîme ve Mûsâ.
18. Ravzatül Ulemâ kitabından, İbni Mesud (ra)' den rivayetle.
Buyurdular ki; "Siz salavat vermek istediğiniz zaman güzelce edin. Zirâ
getirdiğiniz salavatı Efendimiz (sas) Hazretlerine arzederler. Şu
şekilde ederseniz Efendimiz (sas) de size selam verir ve Hak Teâlâ' dan
o kimsenin bağışlanmasını ister."
Allâhümmec'al salavâtike ve berekâtike ve rahmetike ve re'fetike ve
mehabbetike alâ seyyidil mürselîne ve imâmil müttekîn ve kâidil ğurril
muhaccelîn ve hâteminnebiyyin seyyidinâ Muhammedin abdike ve resûlike
ve nebiyyike imâmilhayri ve kâidilhayri ve resûlirrahmeti.
Allâhümmebashü makâmen Mahmûdan yağbituhû bihil evvelûne vel âhirûne.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ
Muhammedin kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke
hamîdün mecîd.
19. Şifa-i Şerif kitabından, Hasan Basri Hazretlerinden rivayetle.
Buyurmuştur ki; "Her kim sevgili Peygamber Efendimizin havzından
(Kevser Havuzu) içmek isterse, şu şekilde salavat versin."
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve eshâbihî ve
evlâdihî ve ezvâcihî ve zürriyyetihî ve ehli beytihî ve ashârihi ve
eşyâihî ve muhibbîhi ve ümmetihî ve aleynâ meahüm ecmaîn.
20. Şifâüssakâm Kitabından, Ebulhayr Yahyâ-ü Muttalibi' den, O da
Sinân-ı İsfehânî' den rivayet eder; "Resûl-i Ekrem (sas) Efendimizi
rüyamda gördüm. Amcamoğlu İdris-i Şâfi' yi sordum. Buyurdular ki; "Hak
Teâlâ Hazretlerinden onun için rica ettim, hesap olunmasın". Yâ
Resûlallah, bu şerefe nasıl nâil oldu?, diye sordum. Efendimiz de; "O
sağlığında şu şekilde salavat verirdi".
Aynı şekilde İmam-i Şâfi Hazretlerini rüyasında gören İbrahim bini
İsmail (rahimehullah) de Hz. Şâfi' nin aynı salavat-ı şerifeyi
okuduğunu rivayet etmiştir.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin küllemâ zekerehüzzâkirûne ve ğafele an zikrihil ğâfilûn.
21. Şifâüssakâm kitabından: Birgün Şeyh Şibili (ks) Hazretleri, İmam-ı
Ebubekir Ahmed İbni Mûsâ (rahimehullah)' ın yanına geldi. İmam
Hazretleri ayağa kalkarak musafaha ettikten sonra onu iki kaşının
arasından öptü. Ben taaccüp ettim, İmam hiç kimseye böyle ikramda
bulunmamıştı ve buyurdular ki; "Ben rüyamda Peygamber Efendimizin (sas)
de Şeyh Şibili' ye aynı şekilde davrandığını gördüm. Sebebini
sorduğumda Efendimiz, onun her namazdan sonra Tevbe Sûresinin sonu olan
"Lekad cêeküm Rasûlüm min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm harîsün
aleyküm bil mü'minîne Raûfur Rahîm. Fein tevellev fe kul; Hasbiyallâhü
lâ ilâhe illâ hû, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül Arşil Azîm." ayetini
okuduğunu ve ardından şu salavatı getirdiğini buyurdular."
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin mil es semâvâti vel arzı ve mil el arşil azîm.
22. Riyâzül Müzekkirîn kitabından. Hallâd İbni Kesir' in vefatından
sonra yastığının aldında "Hâzihî beraetün minessaid Hallad İbni Kesir"
yazılı bir kağıt buldular. Sebebi sorulduğunda Hanımı dedi ki; "Her
Cuma günü 1000 kere şu salavatı söyler ve Cehennemden kurtulmasına
vesile olacağını umardı."
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî vesellim.
23. İhyâ-i Ulûm kitabında İmam Gazâli (ks) buyurmuşlardır ki; "Her kim
yedi Cuma yedişer defa bu şekilde salavat verirse inşAllah Efendimizin
(sas) şefaatine nâil olur."
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ
Muhammedin salâten tekûnü leke rızâen ve lihakkıhî edâen ve e'atihil
vesîlete vel fazîlete vel makâmel Mahmûdellezî veadtehû veczihi annâ
efdale mâ câzeyte nebiyyen an ümmetihi ve salli alâ cemîi ihvânihî
minen nebiyyîne vesssâlihîne, birahmetike yâ ERHAMERRÂHİMÎN.
24. Salavât-ı Semâniye.
Mücebâya mensub, sekiz kimse bulunmakta idi. İbrahim Ethem Hazretleri
bunlarla Mescid-i Aksâ' da görüşmüş, "Bizim virdimiz bu salavat-i
şerifedir" demişlerdir. İbrahim Ethem Hazretleri (ks)' den Şeyh
Muhammed Hadravî Hazretleri nakletmiştir.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ halakte,
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e mâ halakte,
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede külli şey'in,
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e külle şey'in,
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ ahsâ kitâbüke,
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e mâ ahsâ kitâbüke,
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ ahâta bihî ılmüke,
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e mâ ahâta bihî ılmüke.
25. Şeyh-ül Meşâyih Şeyh Sâdettin Hamevî' den nakledilmiştir. "Her kim,
Peygamber Efendimize (sas) bu şekilde salavat verirse dünyadan imânla
gider ve şefaate nâil olur."
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin mutlakı cevâdil îmân, fî
meydânil ihsân ve mürsile riyâhil keremi ilâ ravzıl cinâni ve alâ âli
Muhammedin vesellim.
26. Bu salavat da Şeyh-ül Meşâyih Şeyh Sâdettin Hamevî' den (ksa)
nakledilmiştir. Eğer bir kimse şeytan vesvesesinden ve nefs-i hevâdan
mutazarrır olursa okunması tavsiye edilmiştir.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin müferrikı firekıl küfri
vettuğyâni ve müşettiti buğâti cüyûşil karîni veşşeytâni ve alâ âli
Muhammedin vesellim.
27. Şeyh-ül Meşâyih Şeyh Sâdettin Hamevî' den (ksa) nakledilmiştir. Bu
salavat-ı şerifeyi gam ve kederden kurtulmak veya zâlim elinde ise
kurtulmak için okumayı tavsiye etmişlerdir. (25, 26 ve 27. salavatlar
için Hazreti Şeyh "Keşif âleminde Sakı arşda yazılmıştır"
buyurmuşlardır)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin sâhibil Ferki vel Furkân ve
câmial vedkı ve menzilehû min semâil KUR'ÂN ve alâ âli Muhammedin
vesellim.
28. Şeyh ve mürşid-i kirâmdan Abdülvehhab Nisâbori' den rivayetle; Bir
gün Şeyh Sâdettin Dimışkî (Şam) cezbe âleminde iken, müezzin Mukriî
Kirtâbi' yi çağırdı. Buyurdu ki; "Rûhu akdesi risâlet Hazreti Seyyidil
mürselîn Sultânullâhi fil arzin Salavâtullâhi ve selâmühû aleyhi ve
âlihî ecmaîn Efendimiz, biraz evvel hâzır oldu. Salavattan şu 11
kelimeyi lütuf buyurdular, dilerim ki bu seher vaktinde güzel ve yüksek
sesinle okuyasın. Tâ ki bunun bereketi, seher-î âşıkların hallerine
yetişe". Daha sonra aşağıdaki salavat-ı şerifeyi tekrarladı (Bu
salavâtın edâsı arz-ı hâcette mucib-i icâbettir, korkuları def eder.
Faydası çok kimselerce görülmüştür).
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî arasâtil Kıyâmeh,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin hîne tekûmussâatü vettâmeh,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten muhallasaten anil melâmeh,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten mübelleğaten ilesselâmeh,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten fâizaten alâ ehlil kirâmeh,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî külli hînin ve ân,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî külli zamânın ve mekân,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin bikülli lisânın ve cenân,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ınde zuhûri külli hikmetin ve beyân,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin sâhibil kitâbil azîzi ve hâmilil Fürkân,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten câmiaten beyne kün ve kân,
Ve Salli Alâ cemîi ihvânihî minennebiyyîne vessıddîkîne veşşühedâi
vessâlihîne ehlel kıbleti vel amân vel kitâbi vel mîzân. Yâ HANNÂN, Yâ
MENNÂN. Vağfirli ümmeti Muhammedin habîbike ve nebiyyike alleyhissalâtü
vesselâm.
Ve eskinhüm alel cinâni ve ahsin ileyhim yâ veliyyel ihsân ve edhilhüm,
birahmetike firridâ verrıdvân, verrahmeti velğufrân ve eizhüm
mineşşeytâni vennîrâni, birahmetike yâ ERHAMERRÂHİMÎN.
29. Sultân-ül müfessirîn Burhânül Müzekkirîn Emiriddâhirül Ravizi
Hazretleri buyurmuşlardır ki; Hazreti Şeyh Sa'd (ksa) bir gece yine
murâkebede iken Seyyid-i Âlem Sallalâhü Aleyhi Vesellem Efendimiz,
kendilerine bu 6 salavâtı tâlim buyurmuşlardır. Bu salavât bilhassa
kederleri giderir, ferahlık verir. Ümerâ yanına giderken okumakta çok
faydalıdır.
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten lâhikaten binûrihi,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten makrûneten bizikrihi ve mezkûrihi,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten câmiaten beyne ferahihi ve sürûrihi,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten muhîtaten bitûrihi ve sûrihi,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten münevvereten likulûbi eshâbi sudûrihi,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten şârihaten limenkûrihi fî mestûrihi,
Ve Salli Alâ cemîi ihvânihî minel enbiyâi ve evliyâi biadedi ubûrihi ve
mürûrihi beynel mâi ve tuhûrihi vennûri ve zuhûrihi ve elhik ve
umûrihi, yâ ERHAMERRÂHİMÎN.
30. Şeyh Hacı Bisükreti Hazretlerinden naklolunmuştur.
Bir gece rüyamda Resulullah Efendimizi gördüm ve bana şu şekilde salavat okumayı tâlim buyurdular.
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi külli zerretin elfe elfe merreh.
31. Şeyh Muhakkık Zeyneddin Güla (ksa) Hazretlerinden rivayetle;
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi veselleme filevvelîn,
Ve Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi veselleme filâhirîn,
Ve Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi veselleme filmelâil e'alâ ilâ Yevmiddîn.
32. Şeyh Ebûl Abbas Revvehallâhü Rûhahû buyurduki; Her kim, her gün ve
her gece üçer kere bu salavât-ı şerîfeyi edâ ederse ol günün ve gecenin
saatlerinin cümlesinde salavat vermiş gibi olur!
(Aynı salavât, Menâhicil İbad kitabında Şeyh Sa'd İbn-i Fergâni (ksa) Hazretleri tarafından da zikredilmiştir)
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî evveli kelâminâ,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî evsatı kelâminâ,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî âhiri kelâminâ.
33. SALAVÂT-I HIZIR Menâhicil İbad kitabında bulunmaktadır. Hızır
Alleyhisselâm' ın bazı evliyaya tâlim buyurduğu rivayet olunur.
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve selleme adede mâ alimte,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve selleme zînete mâ alimte,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve selleme mil'e mâ alimte.
34. Hâfız Ebûl Hasan İbn-i Mahmud Şâzelî Rahimehullah buyurmuştur ki;
Şeyh-ül Meşayih Ebû Abdullah Hüseynî Harrânî bana Kur'ân-ı Kerîm' in
ezberimde olup olmadığını sorduktan sonra, her Kur'an-ı Kerim'i
okuyuşum sonrasında şu şekilde salavât getirmemi tavsiye ettiler.
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî vesellim. Biadedi mâ fî cemîil Kur'ân-ı harfen harfen,
Ve biadedi külli harfin elfen elfen.
35. Mahmud Sebükteki (Gaznevî) Hazretlerinin devam ettiği ve sabah ve
akşam üçer defa okunması ile 60.000 salavat yerine geçtiğinin
Resulullah Efendimiz tarafından da tasdik edildiği salavât-ı şerife
şöyledir:
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin mahtelefel melevâni ve
teâkabel asarâni ve kerrerel cedîdâni vestakbelel ferğadâni ve belliğ
rûhahü ve ervâha ehli beytihî,
Minnet tahiyyete vesselâm ve bârik ve sellim kesîrâ.
36. Mevlânâ Şemseddin Rahimehullah Hazretlerinin bizzat Resûl-ü Ekrem
Efendimizden, tâun hastalığından korunmak için öğrendiği salavât
şöyledir.
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin, bikülli dâin ve devâin,
Ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim teslîmen kesîrâ.
37. Zahiret-il Mülûk Kitabından; Sâlihlerden bir zat bahar mevsiminde
sahraya çıkar "Fenzur ilâ âsâri Rahmetillâhi ...." âyet-i kerimesini
düşünerek, arzdaki ağaç ve çiçeklere bakarak şöyle bir salavât-ı şerife
okudu. Derken, bir ses duydu. "Ey salavât veren kimse! Kirâmen kâtibini
zahmete koydun, bu kelimelerin sevâbını yazmakla uğraştılar. Derecât-ı
Âliye' ye müstehâk oldun. Yaramazlıktan her ne ettin ise bağışlandın.
Artık kendine sâhip ol!"
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi verakı hâzihil eşcâr,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi vürûdi vel envâr,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi katril emtâr,
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin biadedi remlil ğıfâr.
38. SALÂTEN TUNCÎNÂ Şifâül Eskâm Kitabından; Fakihani Rahimehullah Ebû
Musa Darir' den nakleder. Bir gemi yolculuğunda çok şiddetli bir
fırtınaya tutulan bu zat uyku esnasında Resulullah Efendimizi görür ve
Efendimiz (sas) kendisine 1000 defa okumak üzere bu salavât-ı şerifeyi
tâlim buyururlar. Bu şekilde tüm gemi halkı kurtulur.
Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin vesellim,
Salâten tüncînâ bihâ min cemîil ehvâli vel âfât ve takdîlenâ bihâ
cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min cemîi zünûbisseyyiât ve terfeunâ
bihâ (ındeke) e'alet derecât ve tübelliğunâ bihâ aksal ğayât, min
cemîil hayrâti fil hayâti ve be'adel memât.
39. SALAVÂT-I FETİH Her kim 40 sabah, farz namazının edâsından sonra bu
salavâtı okursa, bağlanmış işleri açılır, mahpus ise kurtulur,
düşmanına karşı zafer kazanır.
Seyyid Ali Hamedâni Hazretleri, bu salavâtın bir kısmını Evrâd-ı
Fethiye' nin sonunda kaydetmiştir. Aşağıda ise tamamı mevcuttur.
Rabb'imiz kabul buyursun. Âmîn.
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ RESÛLALLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HABÎBALLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HALÎLALLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SAFÎYYALLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ NECİYYALLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HAYRE HALKİLLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MENİHTÂREHULLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN ZEYYENEHULLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN ERSELEHULLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN ŞERREFEHULLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN AZZEMEHULLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MEN KERREMEHULLÂH
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDELMÜRSELÎN
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ İMÂMELMÜTTEKÎN
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HATEMENNEBİYYÎN
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ ŞEFÎELMÜZNİBÎN
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ RESÛLE RABBİL ÂLEMÎN
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDEL EVVELÎN
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDİL AHİRÎN
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ KÂİDEL MÜRSELÎN
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ ŞEFÎAL ÜMMETİ
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ AZÎMEL HİMMETİ
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HÂMİLE LİVÂİL HAMD
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SÂHİBE MAKÂMİL MAHMÛD
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SÊKİYEL HAVZIL MEVRÛD
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ EKSERENNÂSİ TEBEAN YEVMEL KIYÂMETİ
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDİ VELEDİ ÂDEM
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ EKREMEL EVVELÎNE VEL AHİRÎN
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ BEŞÎR
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ NEZÎR
Essalâtü vesselâmü (aleyke) YÂ DÂİYELLÂHİ BİİZNİHÎ VESSİRÂCİL MÜNÎR
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ NEBİYYERRAHMETİ
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ NEBBİYYETTEVBETİ
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MUKAFFİ ESSALÂTİ
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ ÂKIB
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ HÂŞİR
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MUHTÂR
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ MÂHÎ
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ AHMED
Essalâtü vesselâmü aleyke YÂ SEYYİDİ MUHAMMED
Salavâtullâhi ve melâiketihî ve rüsülihî ve hameleti arşihî ve cemîi halkıhî aleyke
Ve alâ âlike ve eshâbike ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
40. Rivayet olunur ki, eğer bir kimse 7 gün ve 7 gece, her namazdan
sonra 11 kere salavat verip, ayrıca aşağıdaki salavât-ı şerifeyi
(teslimât) 7 kere okursa inşallâh-ü teâlâ isteği kabul oluna!
Essalâmü aleyke yâ imâmel haremeyn,
Essalâmü aleyke yâ imâmel hâfikeyn,
Essalâmü aleyke yâ Resûlessakaleyn,
Essalâmü aleyke yâ men filkevneyn ve şefîi men fiddêrayn,
Essalâmü aleyke yâ sâhibel kıbleteyn,
Essalâmü aleyke yâ nûral meşrikayn ve ziyâel mağribeyn,
Essalâmü aleyke yâ ceddessibtayni el Hasani vel Hüseyni,
Aleyke ve alâ itretike ve isretike ve evlâdike vehfâdike ve ezvâcike ve
efvâcike ve hulefâike ve hulesâike ve eshâbike ve ehzâbike ve etbâike
ve eşyâike
Selâmullâhi vel melâiketihi vennâsi ecmaîne ilâ yevmeddîn,
VELHAMDÜLLAHİ RABBİL ÂLEMÎN. AMİN 
Cömertlikte ve
yardım etmede akarsu gibi ol
Şefkat ve
merhamette güneş gibi ol
Başkalarının
kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve
asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve
alçakgönüllülükte toprak gibi ol
Hoşgörülükte
deniz gibi ol
Ya olduğun
gibi görün ya göründüğün gibi ol

Gel, gel, gel,
ne olursan ol yine gel!
İster kafir,
ister putperest, ister mecusi ol, gel
Bizim
dergahımız
Ümitsizlik
dergahı değildir.
Yüzbin kere
tövbeni bozmuş olsan da
Yine gel...

Ayna ve terazi yalan söyler mi?

Akarsu neredeyse orası yeşerir; nerede gözyaşı dökülürse oraya
rahmet yağar.

Ne kadar zengin olsan,
Ancak yiyebileceğin kadar yersin.
Denize testiyi daldırsan,
 Alabileceği kadar su alır, gerisi kalır.
MUSTAFA DEMİRCİ DÜN GECE
CEMAL KURU MEDİNE'YE VARAMADIM
CEMAL KURU KABRIMIN ILK GECESI
Faeeza Malinga Tala Al Badru Alayna
CEMAL KURU SELA SESİ
FEYZULLAH KOÇ AY PARÇAM
CEMAL KURU GURURLANMA İNSANOĞLU
EZAN
MEHMET EMİN AY &MUSTAFA DEMİRCİ AHMED HABİBİ
CAN AHMEDİM
ŞEHİTLER ÖLMEZ
DOLDUR SOFİ ÇAY DOLDUR
Sallu Ela Muhammed
January 12 MUSA TOPBAŞ
TEVBE ZAMANI ..:: 1 ::.. Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur: -Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tevbe edeniz ki, felâh bulasınız. (Nûr 31) -Ey mü'minler! Bir daha dönmeyecek tevbe ile Allah'a tevbe ediniz. (Tahrim, 8)
-Eğer yasak edildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız sizin öbür
kabahatlerinizi de örter ve sizi şerefli bir mevkie sokarız. (Nisa, 31) -O, kullarının tevbesini kabul eden, kötü hareketlerini bağışlayan, ne işlerseniz bilendir. (Şûra, 25) Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular: -Kalbime öyle şeyler gelir ki, her gün ve gece yetmiş def'a Allah'a istiğfar ederim. Ashab-ı Kiram: -Bizim en büyük derdimiz nedir? dediler. -Derdiniz günah derdidir, buyurdular. Ashab-ı Kiram: -Bunun ilâcı nedir?dediler. Resûlü Ekrem efendimiz: -Günah işleyenin gece karanlığında dili ile istiğfar etmesidir, buyurdular. (Riyâzü'n-Nasihîn)
-İblis tard edildiği zaman, "izzetine yemin ederim ki, insanların canı
bedenlerinde durdukça kalblerinden çıkmam," dedi. Allah Teâlâ da buna
karşılık "canları bedenlerinde bulundukça, izzetime yemin ederim ki,
tevbe kapısını onlara kapamam" buyurdu. Bir hadis-i şerifde: -Kul vardır ki günah sebebi ile cennete girer, buyurdu. -Bu nasıl olur ey Allah'ın Rasûlü? dediler. Buyurdular:
-Günah işler ve sonra pişman olur ve onu hep gözünün önünde tutar,
nihayet cennete girer, o zaman şeytan, keşke onu bu günaha sokmasaydım,
der. (Kimya-yı Saadet'den) -Kul günahından tevbe etdiği zaman,
Cenâb-ı Hak bu günahı, kiramen kâtibin meleklerine, kulun günah
işlediği azalarına ve kulun günah işlediği mekâna ve o zamana unutturur
ve böylece de kıyamet gününde o tevbe eden kulun işlediği günah için
bir şahid bulunmaz. -İstiğfar mü'minin sahife-i amâlinde nur gibi parlar. (Ramuz) Gene buyurdular: (Ebu Hureyre radıyallahu anh'den)
-Bir kimse herhangi bir suretle günah işlemiş duruma düşer fakat hemen
peşinden nâdim olub tevbe ve istiğfar eder ve bir daha işlememeğe
azmederek "Ya Rabbi, ben bir günah işledim. Beni mağfiret eyle!" derse
Allah da şöyle buyurur: -Kulum bir günah işledi. Hemen
peşinden, kendisinin bu günahını afvedebilecek bir Rabbı bulunduğunu
düşünerek işlemiş olduğu günahdan dolayı pişmanlık duydu. Tevbe ve
istiğfar etdi. Ve bir daha işlememeğe azmetdi. Ben de bu kulumu
mağfiret eyledim. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur: (Hazreti Ali radıyallahu anh'den)
-Mahlûkat yaratılmazdan dört bin sene önce, Arş'ın etrafına şöyle
yazılmıştır: Ben (Allah) günahlarına tevbe edib imân eden ve salih
ameller işleyen, sonra da istikamete gelen kullarımın günahlarını çok
mağfiret ediciyim. -Göklere kadar yükselen günahı işleseniz de sonra nedâmet etseniz Allah Teâlâ tevbelerimizi kabul eder. (İbn Mâce)
-Gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için, Allah geceleyin elini açar
(tevbeyi kabul eder) gece günahkâr olanların tevbe etmeleri için de
gündüzün elini açar, bu hal güneş batdığı yerden doğuncaya kadar (yani
kıyamete kadar) devam eder. (Müslim) Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
-Kul, Allah Teâlâya itaat etdiği zaman Allah ona marifetullahı
bahşeder. Taatı terkedince, daha önce vermiş bulunduğu bu marifetullahı
geri almaz. Bilakis kıyamet gününde, aleyhinde bir delil olarak
kullanmak üzere kalbinde bırakır. Kıyamet günü olunca da kendisine der
ki: -Seni marifetullah ile mümtaz kılmış onu sana bahşetmiştim. Bildiğinle niçin amel etmedin? İlminle niçin âmil olmadın?
-Günahdan tevbe eden kimse günah işlememiş gibi olur. Fakat bir
taraftan istiğfar diğer taraftan da günahda ısrar eder ise el-iyazü
billah Cenâb-ı Hakk ile istihza eden kimse gibi olur. (Müslim) devamı var OSMAN NÜRİ TOPBAŞ
Muhabbet! Birbirlerine muhabbetle yaklaşanlar,
sevgilerinin şiddeti nisbetinde hâl ve davranış bakımından müştereklik
arz ederler, yâni aynîleşirler. Sevgiden bahsetmek, sevgi
değildir. Gönlün lezzet duyduğu şeye meyletmesi demek olan sevgi,
yaşanan bir hâldir. Bir kimse, gerçekten sevdiği kişiyle berâber olmaya
can atar. Sevenler, birbirlerini ararlar ve berâberlikleri, imkânlar
nisbetinde artar. Zamanla sevenlerin yolları aynîleşir, üslûbları
aynîleşir, nasipleri aynîleşir, nâiliyet ve mahrûmiyetleri aynîleşir,
yâni berâberlik arz eder. Zîrâ iki kalb, tek bir yürek hâline
gelmiştir. Muhabbet ve aynîleşme netîcesinde kalbden kalbe yollar
açılır. Muhabbetle ve kalbden çıkan sözler, muhâtabın kalbine kadar
ulaşır, orada mekân bulur. Fakat yürekten gelmeyen muhabbetsiz sözler,
ağızdan çıkar da kulaktan öteye gidemez. Muhabbet ve aynîleşme
netîcesindeki kader benzerliğini ve nâiliyet-mahrûmiyet müşterekliğini
daha iyi anlamak için şu misâlleri verebiliriz:Bir sarhoşu sevenin yolu, bu sevgi sebebiyle meyhâneye düşer. Meyhânede ne vâkî olursa müşterektir: Kavga, mâsiyet, muhabbet vs…Sâlih
bir kişi ile hemhâl olan da onunla birlikte hâl ve üslûb berâberliği
sebebiyle benzer ve müşterek hâller yaşar. Meselâ o, Hak rızâsı için
bir hizmet yapmak istese, dostunu da dâvet eder veya dostu da bu
hizmete katılmayı gönülden arzular. Neticede bu hizmeti his ve niyet
müşterekliği içinde îfâ ederler. Hizmetteki bu berâberlik ve iştirak
dolayısıyla, bu hizmette vâkî olanlar da müştereklik arz eder.Yine
bir yola gitmek istese, dostuna, “hadi berâber gidelim” der veya dostu
onunla berâber gitmek ister. Bu taktirde bu yol iştirâki dolayısıyla
yolda vâkî olanlar da müştereklik arz eder. Yolda bir şey ikrâm edilse
onu dostuyla paylaşır. Bu bölüşmede dosta isâbet eden pay, berâberlik
sebebiyledir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile
Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın hicret yolculuğundaki hâli, bu
müşterekliğin müşahhas bir misâlidir. Kahır tecellîler de
bunun gibidir. Meselâ dostuna, çirkin bir muâmelede bulunulduğunu gören
biri, buna seyirci kalamaz ve o işe müdâhil olur. Dostu şâyet hakkı
tebliğ ve müdâfaa durumunda ise, bu yolda katlandığı eziyetlerden
kendisine de bir pay gelir. Velhâsıl kim, kimi
severse o sevgideki şiddet ve hâlisiyyet derecesinde onunla hâl ve
istihkak berâberliğine yönelmiş olur. Bu, tâatte de böyledir, mâsiyette
de... Bu bakımdan Allâh’ın her ikisi için olan takdîr ve muâmelesinde
de bâzı müştereklikler olur. Bu müşterekliklerin en mühim sâiki ise,
aralarındaki muhabbet sebebiyle vâkî olan, his, fikir ve irâde
berâberliğidir…Osman Nuri Topbaş(Rabbim sen ondan razi ol ne güzel bir kuldur).. January 10 MUHARREM AYINIZ MÜBAREK OLSUN
Muharrem Ayı ve Aşure Günü
"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir. Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır. Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz. Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir: 1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür. 2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir. 3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur. 4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir. 5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır. 6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir. 7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir. 8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur. 9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır. 10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2) Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi. İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur. Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. "Bu ne orucudur?" diye sordu. Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler. Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3) Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu. Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir: "Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69. O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu. Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir. Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5) Yine Tirmizi�de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: "Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6) "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur�(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir. Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir. Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir. Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır. Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir. Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder. Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.
|