HALKA HİZMET HA...'s profileİSLAMIN YERİPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    February 20

    KURANI KERİMDE İSMİ GEÇEN HAYVANLAR

    İşte Kur’an-ı Kerim’de adı geçen hayvanlar:

     

     

    1- Deve

     

     

    “Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!” (el-A’raf / 40)

     
    2- Sivrisinek

     

     

    “Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır (çünkü bunlar birer imtihandır).” (el-Bakara / 26)

     
    3- Katır

     

     

    “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.” (en-Nahl / 8)

     
    4- Buzağı

     

     

    “Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve: "Selam (sana)" dediler. O da: "(Size de) selam" dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.” (Hud / 69)

     

     

    “Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (tanrı) edindiniz.” (el- Bakara / 51)

     
    5- İnek

     

     

    “"Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın" dediler. Musa: Allah diyor ki: "O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek." Size emredileni hemen yapın, dedi.” (el-Bakara / 68)

     

     

    “Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere inek ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezâdır. Biz elbette doğru söyleyeniz.” (el-En’am / 146)

     
    6- Yılan

     

     

    “Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir yılan oluverdi!” (el-A’raf / 107)

     

     

    “Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık bir yılan (oluvermiş)!” (eş-Şuara / 32)

     
    7- Çekirge

     

     

    “Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirgeler, bitler, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.” (el-A’raf / 133)

     

    “Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar.” (el-Kamer / 7)

     
    8- Eşek - Merkep

     

     

    “Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (el-Cum’a / 5)

     

    “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.” (en-Nahl / 8)

     

     “Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (Lokman / 19)

     
    9- Dev Balık – Balina

     

     

    “Yunus kendini kınayıp dururken onu dev bir balık yuttu.” (es-Saffat / 142)

     

    “Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.” (el-Kalem / 48)

     
    10- Domuz

     

     

    “Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.” (el-Bakara / 173)

     

    “De ki: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış birşey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.” (el-En’am / 145)

     
    11- At

     

     

    “Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır.” (Al-i İmran / 14)

     
    12- Kurt

     

     

    “(Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.  Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz gerçekten âciz kimseler sayılırız.” (Yusuf / 13-14)

     

    “Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusufu eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.” (Yusuf / 17)

     
    13- Sinek

     

     

    “Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!” (el-Hacc / 73)

     
    14- Bıldırcın

     

     

    “Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik ve "Verdiğimiz güzel nimetlerden yiyiniz" (dedik). Hakikatte onlar bize değil sadece kendilerine kötülük ediyorlardı.” (el-Bakara / 57)

     

    “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık; Tûr'un sağ tarafına (gelmeniz için) size vâde tanıdık ve size kudret helvası ile bıldırcın eti lütfettik.” (TA-HA / 80)

     
    15- Koyun
     

     

    “(Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki... De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana ilimle söyleyin.” (el-En’am / 143)

     
    16- Kurbağa

     

     

    “Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirgeler, bitler, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.” (el-A’raf / 133)

     
    17- Örümcek

     

     

    “Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; hâlbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!” (el-Ankebut / 41)

     
    18- Karga

     

     

    “Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim" dedi ve ettiğine yananlardan oldu.” (el-Maide / 31)

     
    19 – Kelebek

     

     

    “O gün insanlar yayılmış kelebekler gibi olurlar.” (el-Karia / 4)

     
    20 – Fil

     

     

    “Görmedin mi Rabb'in fil sahiplerine ne yaptı?” (Fil / 1)

     
    21- Maymun

     

     

    “İçinizden cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara "sefil maymunlar olun!" dedik.” (el-Bakara / 65)

     

    “De ki: "Allah katında cezaya çarptırılma bakımından bunlardan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah, kimlere lanet etmiş ve gazabına uğratmışsa; kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte bunların makamı daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır".” (el-Maide / 60)

     
    22- Aslan

     

     

    “Aslandan kaçmaktalar.” (Müddessir / 51)

     
    23- Bit ve Kene

     

     

    “Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirgeler, bitler/keneler, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.” (el-A’raf / 133)

     
    24- Köpek

     

     

    “Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler.” (el-A’raf / 176)

     
    25- Keçi

     

     

    “(Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki... De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana ilimle söyleyin.” (el-En’am / 143)

     
    26- Karınca

     

     

    “Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi.” (en-Neml / 18)

     
    27- Arı

     

     

    “Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin.” (en-Nahl / 68)

     
    28- Hüdhüd

     

     

    “(Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle dedi: Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?” (en-Neml / 20)


     

    February 18

    ALLAH BİZLERE NEYİ SORMAYACAK NELERİ SORACAK

















    ÖLÜM'Ü (UNUTMAYALIM)


    Her canlı ölümü tadacaktır


        “Her nefis ölüm tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.”  (Al-i İmran; 185 )

       “De ki; Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da hem gizliyi hem de aşikarı bilen Allah'a döndürüleceksiniz.” (Cuma; 8)

       Başka bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:  

       “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Al-i İmran; 185) 

       Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:

       “Eğer hayvanlar, ölüm hakkında insanoğlunun bildiklerini bilselerdi, onlardan semiz bir et yiyemezdiniz.” (Beyhaki)

       Ölüm her insanın karşılaşacağı bir olaydır. Allah-u Zülcelal’in yaratmış olduğu her canlı mutlak surette ölümü tadacaktır. Mademki her nefis ölümü tadacaktır, öyleyse onun gereğini yerine getirmek gerekir. Peki onun gereği nedir? Onun gereği Allah-u Zülcelal’in bildirmiş olduğu emir ve nehyleri yerine getirmek ve ölümden gafil kalmamaktır. Çünkü ölümden gafil kalan kimse, ölüm anı ve ölümden sonrası için hiçbir hazırlık yapmaz.

       Abdullah bin Ömer (R.A)'den rivayet edildiğine göre; Bir adam, Hz. Peygamber (S.A.V)'e gelerek:

       “Ya Resulallah! İnsanların en akıllısı ve en dirayetlisi kimdir?” diye sorunca; Hz. Peygamber (S.A.V) buyurdu ki: “Ölümü en çok hatırlayan, ölüme en çok hazırlanandır. İşte bu kimseler hem dünya, hem de ahiret şerefine nail olmuşlardır.” (Taberani)

        Esasen insana, nasihat olarak ölüm yeter. Çünkü ölüm, çok ibretli bir olaydır. Eğer ki insan ölümden herhangi bir ibret ve nasihat almıyorsa, bu kalbinin katı olmasından dolayıdır. Onun için ölümü çok hatırlamak lazımdır.

        Halife Ömer b. Abdulaziz, daima alimleri bir araya toplar, ölümden bahsettirir, ölümü duyunca da ıslak bir kuşun ıslaklığını gidermek için çırpınması gibi çırpınırdı. İbn-i Şirin’in yanında ölümden bahsedildiği zaman, kendisi ölmüş gibi uyuşurdu.

       Ölümü düşünmek ve onu kalbe yerleştirmek için en faydalı yol; daima akrabalarının, arkadaşlarının, dost ve ahbablarının ölümünü ve toprağın altındaki hallerini düşünmektir.

       Hasan-ı Basri şöyle demiştir: “Ölüm meleği, her eve günde üç kere bakar. O evde kim rızkını bitirir ve ömrünü tüketirse onun ruhunu alır. Melek, onun ruhunu alınca, evdekiler onun için ağlamaya başlarlar. Melek evden çıkarken dönüp onlara şunu söyler: “Bu benim bu eve son gelişim değildir. Ben hepinizi alıp götürene kadar buraya gelip gideceğim.” Ev halkı meleğin bu sözünü duyabilselerdi, öleni bırakıp kendileri için ağlarlardı.”

       Ömer bin Abdülaziz demiştir ki: “Her gün sabah veya akşam, Allah'ın divanına giden birini yolcu ettiğinizi görmüyor musunuz? Onu yerin bir çukuruna koyarsınız. Yastığı topraktır. Dostlarını geride bırakmış ve maişeti kesilmiştir.”

       Ölümün kalbe yerleşmesinin bir yolu da dünyanın geçici olduğunu ve kabir hayatını düşünmektir. İnsan şayet dünyanın geçici olduğunu ve bir gün ölümle sona ereceğini ve vücudunun kabirde çürüyüp toprak olacağını düşünürse, ölümden hiç gafil olmaz.

       Rivayet edilmiştir ki; İbn-i Muti bir gün evine bakarken evin güzelliğine hayran kaldı ve sonra hüngür hüngür ağlayarak şöyle dedi: “Allah'a yemin ederim ki, eğer ölüm olmasaydı, seninle mutlu olur, sevinirdim. Eğer varacağımız kabirlerin darlığı olmasaydı, dünya ile gözlerimiz aydınlanırdı.”

       Anlatıldığına göre bir zengin güzel bir köşk yaptırmıştı. Onu hazır hale getirince, tanıdığı bir alimi götürüp onu gezdirdi. Alim, köşkü gezdikten sonra adama: “Köşkün çok güzeldir. Fakat bir kusuru vardır ki, bütün güzelliğini gölgelemiştir.” dedi. Adam telaşla: “Bu kusur nedir?” diye sorunca, alim şu şekilde cevap verdi: “O kusuru şimdiye kadar hiç kimse giderememiştir. O, ölüp burayı terketmektir.”

       Dünya bir saatten ibarettir. Bu dünyaya aldanıp baki olan ahiret hayatını tehlikeye atmak çok yanlıştır. Akıllı ve Allah-u Zülcelal'in rızasına talip olan kimseler, bütün bunlara bakarak, ölümü hatırlayıp, yolculuğunun uzunluğunu düşünerek, taat ve ibadete sarılarak, ahiret hayatı için hazırlık yapmalıdır.

       Ahirete gidip, orada pişman olarak, ölümü temenni etmektense, bu dünyada pişman olup ölüme hazırlanmak daha iyidir.

       Rivayet edilmiştir ki: İsrailoğullarından bir adam, büyük bir servet biriktirdi. Ölümü yaklaştığı zaman çocuklarına: “Servetimin her türünden bana getirin.” dedi. Çocukları, servetin her çeşidinden getirip adamın önüne koydular. Adam bu malları görünce ağladı. Azrail (A.S) onu böyle görünce şöyle dedi: “Seni böyle ağlatan nedir? Sana bu serveti veren Allah’a yemin ederim ki, ruhunla bedenini birbirinden ayırmayıncaya kadar evinden çıkmayacağım.”

       Bunun üzerine adam: “Ne olur bana mühlet ver de servetimi hak yolunda dağıtayım.” dedi Azrail (A.S) buna karşılık şöyle cevap verdi: “Olmaz! Fırsat kaçtı. Sana verilen mühlet bitti. Ecelin gelmeden evvel bunu yapacaktın.”

       Görüldüğü gibi, adam ölümü anı gelip bu biriktirdiği mallardan ayrılacağını anladığı vakit, ebedi olan ahiret hayatı için bir şey biriktirmeye çalışmadığı için fakirliğini gördü ve Azrail (A.S)’den mühlet istedi.

       Oysa Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

       “Ecelleri geldiği zaman da, onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de ileri geçebilirler.” (Nahl; 61)

       Buna göre, bir gün ölümle karşılaşacağının kesinliğine inanmış olan bir kimse bir yandan salih ameller işlerken diğer yandan da günahlardan kaçınarak ölüme hazırlanmalıdır.

       Unutmayalım! insanın dünyada yaşadığı hayatın her anının hesabını vereceği o büyük gün mutlaka gelecektir. Ölüm, dünya hayatının tüm güzelliklerinin son bulduğu bir andır, ama aynı zamanda da ahiretteki sonsuz yaşamın başlangıcıdır.

       O gün Allah'a ve karşılaşacakları bu güne inanmış olanların ruhu hamurdan kıl çekmek gibi, inkar edenlerin ruhu ise diken ağacından tülbent çekmek gibi çekilir.

       Ayet-i kerimede:

       “Beni zikredin, bende sizi zikredeyim.” (Bakara; 152)

       buyurulmuştur. Bizim O’nu zikretmemiz, dünyadayken O’nun emirlerine itaat edip, Salih amelleri işleyip günahlardan kaçınmamızdır. O’nun bizi zikretmesi ise, bu zor yerlerde imdadımıza gelmesi ve bizlere yardım etmesidir.

       O halde akıllı bir insan gibi nefsine sor; ruhunun hamurdan kıl çekmek gibi kolay çekilmesini mi, yoksa diken ağacından tülbent çekmek gibi çekilmesini mi istersin. Tabi ki nefis güzel olanı ister.

       O zaman anlatılanları sadece okumakla kalma, kalp gözüyle görerek yaşa ve o gün için salih amel işleyerek hazırlık yap.

       Çünkü her şeyin üzerinde insanın en büyük kazancı kuşkusuz Allah’ın rızasıdır.

       "...Sen o zalimleri can çekişirken bir görsen! Melekler ellerini uzatıp: 'Haydi çıkarın canınızı bedenlerinizden!' derler. 'Bugün Allah adına haksız yere söyledikleriniz ve O'nun ayetlerine karşı büyüklük tasladığınız için hor ve hakir edici azabla cezalandırılacağınız gündür.' ” (En'am; 93) 

       Hz. Osman (R.A), bir kabir başında durduğu zaman ağlar ve sakalını göz yaşlarıyla ıslatırdı. Bu şekilde ağlamasının sebebi sorulduğunda da şunu söylerdi: Hz. Peygamber (S.A.V)'den duydum, buyurdu ki: “Kabir, ahiret duraklarının birincisidir. Kurtulanlar ve helak olanlar bu merhalede ayrılırlar. Burada kurtulanların işi sonraki duraklarda daha kolay, helak olanların işi ise sonraki merhalelerde daha zordur. Kabirden korkunç (daha ibret verici) manzara görmedim.” (Tirmizi)

       İnsanın ölümünden itibaren başlayıp tekrar dirileceği ana dek kabirde geçen zamana berzah alemi denir. Her insan dünyada ne ekti ise ahirette onu biçecektir. Buna göre dünyada nasıl yaşamış ise kabirde de ona göre karşılanacaktır. Eğer dünyada iyi olarak, yani iman ve iyi amel sahibi olarak yaşamış ise, kabirdeki hali iyi olur.

       Dünya hayatını kötü olarak günahlarla geçirmiş ise, kabirdeki durumu da kötü olacaktır. İnsan dünyada yaptığı tüm işlerinden sorumludur. İyi işlerinden dolayı mükafat kötü işlerinden dolayı da ceza görecektir. Ahiret aleminde mükafat ve ceza görmenin ilk yeri de kabirdir.

       Anlatıldığına göre, yeryüzü her gün beş kere dile gelerek insanlara şöyle seslenir: 

    1. Ey Ademoğlu! Şimdi sırtımda yürüyorsun, ama varacağın yer benim karnımdır (kabirdir). 
    2. Ey Ademoğlu! Şimdi benim sırtımda renk renk yiyecekler yiyorsun, ama sonunda seni böcekler yiyecektir. 
    3. Ey Ademoğlu! Şimdi sırtımdayken gülüyorsun, ama sonunda karnımda ağlayacaksın. 
    4. Ey Ademoğlu! Şimdi sırtımda sevinçlisin, ama yarın karnımda üzüntü çekeceksin. 
    5. Ey Ademoğlu! Bugün sırtımda günah işliyorsun, ama yarın karnımda azap çekeceksin. 

       Bildirildiğine göre Useyd b. Abdurrahman şöyle demiştir: Bana anlatıldığına göre mü'min kul ölünce cenazesini taşıyanlara “Çabuk olun, beni biran önce mezarıma ulaştırın.” der. Mezarına konunca da toprak dile gelerek ona şöyle seslenir: “Ben seni üzerimde yaşarken seviyordum. Şimdi ise seni daha çok seviyorum.” 

       Buna karşılık kafir bir kul önce cenazesini taşıyanlara “ Aman, beni geri götürün.” diye bağırır. Mezarına konunca da toprak dile gelerek ona şöyle der: “Ben senden üzerimde yaşarken zaten nefret ederdim. Şimdi ise daha çok nefret ediyorum.” 

        Hz. Peygamber (S.A.V) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Ölü mezara konduğu vakit mezar: “Yazıklar olsun sana ey ademoğlu, benim hakkımda seni kim aldattı? Benim fitne, karanlık, yalnızlık ve kurtlar, böcekler yeri olduğumu bilmiyormuydun? Üzerimde bir ileri bir geri gezinip dururken beni düşünmedin mi?” der. 

       Şayet iyi insan ise onun namına bir yetkili mezara cevap verir ve der ki: “Bu adam iyiliği emretti ve kötülükten sakındırdı ise ne dersin?” Mezar: “O zaman ben onun için yeşil bir bahçe olurum. Cesedi de nur olur ve ruhu Allah'a yükselir.” (Taberani, Hakim, İbn Ebi'd-Dünya)

       Hz. Ebu Hureyre (R.A) anlatıyor:  “Resulullah (S.A.V) buyurdular ki:

       “Bir Müslüman muhtazar olduğu (can çekişme anına girdiği) zaman rahmet melekleri, beyaz bir ipekle gelirler ve şöyle derler: 'Sen razı ve senden de (Rabbin) razı olarak (şu bedenden) çık. Allah’ ın Rahmet ve reyhanına ve sana gadabı olmayan Rabb'ine kavuş.' Bunun üzerine ruh, misk kokusunun en güzeli gibi çıkar. Öyleki melekler onu birbirlerine verirler, tâ semanın kapısına kadar onu getirirler ve: “Size arzdan gelen bu koku ne kadar güzel” derler. Sonra onu mü’minlerin ruhlarına getirirler. 

       Onlar, onun gelmesi sebebiyle sizden birinin kaybettiği şeyinin kendisine geldiği zamanki sevincinden daha çok sevinirler. Ona “Falanca ne yaptı? Falanca ne yaptı?” diye (dünyadakilerden) haber sorarlar. Melekler: “Bırakın onu,  onda hala dünyanın tasası var!” derler. Bu gelen (kendisine dünyadan soran ruhlara): “Falan ölmüştü yanınıza gelmedi mi?” der. Onlar: “O, annesine, Haviye Cehennemi'ne götürüldü!” derler.

       Aleyhissalat-ü ves Selam devamla derler ki: “Kafir muhtazar olduğu vakit, azab melekleri mish (denen kıldan kaba bir elbise) ile gelirler ve şöyle derler: “Bu cesedden kendin öfkeli, Allah’ ın da öfkesini kazanmış olarak çık ve Allah’ ın azabına koş!”  Bunun üzerine , cesedden en kötü bir cife kokusuyla çıkar. Melekler onu arzın kapısına getirirler.

       Orada: “Bu koku nede pis” derler. sonunda onu kafir ruhların yanına getirirler.” (Nesai)

       Sahabelerden Bera b. Azib (R.A) şöyle anlatmıştır: 

       "Peygamber Efendimiz ile birlikte Ensardan birinin cenazesine katılmıştık. Mezarlığa vardığımızda ölü henüz toprağa verilmemişti. Peygamber Efendimiz orada bir yere oturdu, bizde onun çevresinde yere çöküverdik. Sanki başımız üzerine kuş konmuş gibi oturuyorduk. Peygamber Efendimiz' in elinde bir çöp vardı, onunla toprağı eşiyordu. Birden başını kaldırarak: "Kabir azabından Allah' a sığınınız." (Ahmed b. Hanbel) buyurdu.

       Ey nefsim!

       Sen neyi istersin? Son nefesinde Azrail (A.S)'ın sana çok korkunç bir vaziyette görünmesini ve ruhunun o kıl torbasına konarak korkunç azaplarla ölmeyi mi, yoksa çok güzel yüzlü ve latif görünümlü bir şekilde gelen Azrail (A.S)'a ruhunu sanki yağdan kıl çıkar gibi  verip latif ve misk kokulu meleklerin elinde ölmek mi?

       Tabi latif bir ölüm istersin değil mi?

       Ey nefsim!

       Bu gaflet halinden uyanman ve Allah-u Zülcelal' e ibadet etmen gerekir. Gerçek manada ve hakiki müslüman olarak ibadetlerine dikkat etmen ve Allah-u Zülcelal' in yolunda Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in sünnetinde ve evliyaların istikametinde yürümen gerekir. Yoksa sonunun ne olacağını iyi düşün. Mü’min kulun ruhunun "yağın içinden bir kılın çekilmesi gibi kolay çıkacağı" hadisini bilen bir zat dedi ki:  "Ben o kadar Kur'an okuduğum halde bu manayı Kur'an'da bulamadım. Oysa ki ben biliyorum ki Ku-an'da şu ayet vardır:

       "Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta olmasın." (En’am; 59)

       Kur'an'ı Kerim’ de herşey bulunur. İşte bu yüzden ben bu mana niye Kur'an' da yoktur diye merak ettim. Bir gün Peygamber Efendimiz (S.A.V)'i rüyamda gördüm. Ona: "Ya Resulullah! Böyle böyle, bu mesele bana merak oldu." dedim. O da bana: "Yusuf suresini oku." dedi. Yusuf suresini okudum. Orada şöyle geçiyordu: "Mısırdaki kadınlar; 'Züleyha kendi kölesine muhabbet besliyor' diye onu itham ettiler, kınadılar. Züleyha da onları topladı ve her birisinin eline bir elma ve bıçak verdi. Onlar elmaları soyarken, Yusuf’ u da onların yanına çıkardı. Kadınlar Yusuf' un güzelliğine bakarken, ellerini kesmeye başladılar. Yusuf’ la meşgul olmaktan ellerinin kesildiğini hissetmediler, hiç acı duymadılar." Ben bunu okuyunca anladım ki, mü’minin ruhu vücuttan çıkarken, Allah-u Zülcelal, onun gözlerinin önüne ahiretteki yerini, Cennet-i Ala' yı getiriyor. Mü’min de onunla meşgul olurken, ruhun çıkarken verdiği acıyı hissetmiyor.

       Bir gün Hz. Ömer (R.A) Ka’b (R.A)’a “Ey Kaab, bize,  biraz ölümden söz et.” deyince, Ka’b şunları söylemiştir: “Ölüm, insan oğlunun içine sokulmuş bir diken ağacına benzer. Bu ağacın her dikenli ucu, adamın damarlarından birine batmıştır. Bir süre sonra çok kuvvetli bir insanın o ağacı geri çektiğini düşün! Ağaç geri çekilince kopardığını koparır ve bıraktığını da bırakır.”

       Ey nefsim!

       Akıllı olan bir kimse gibi, ölüm anının dehşetini göz önüne getir ve onu iyice düşün. Dünyayla sarhoş olan bir kişinin yapacağı şekilde bu anlatılanları sanki duymamış, okumamış gibi olma.

       Ey nefsim!

       Eğer sen dünya muhabetiyle, keyf-u sefasıyla sarhoş değilsen ve aklın yerindeyse bu ikisinden kendine faydalı ve selametli olanını seç. Eğer ruhunun yağdan kıl çekilir gibi alınmasını ve ölürken Cennet' teki yerini görmek istiyorsan, söylediğimiz programa uy ve Allah' a itaat et ! Tabii ki sen, canının kolay alınmasını ve ölürken cennetteki yerini görmek istersin değil mi? Öyleyse: Ey nefsim! Birbirimize söz verelim, birbirimizi aldatmayalım, bu kadar gaflet yeter... Bu ömrümüz, senin elinde hep boşa sarfoldu. Sen bana ne kadar yaramaz bir arkadaşlık yaptın. Ben hep senin istediğin gibi davrandım. Şimdi tevbe edelim, Allah' a yönelelim, ömrümüzü boşa sarfetmeyelim.  Şimdi madem ki önümüzde böyle tehlikeler vardır, ben de senin dediğine uyuyorum. Sana teslim oldum de, bir daha yanlış yapmamaya söz ver...

       Allah-u Zülcelal şöyle buyurmuştur:

       "Sonra onu öldürür ve kabre koyar." (Abese; 21)

       Ey nefsim!

       Düşün ki sen öldün. Şimdi kabre girmek zamanı geldi. Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur:

       "Kabir ya cennet köşklerinden bir köşktür ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Beyhaki)

       Hz. Peygamber (S.A.V) diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur :

       “Mü’min genişleyen ve aydınlanan kabrinde yeşil bir bahçede olur. Kafir ise, daralan ve kararan kabrinde yılan ve akreplerin hücumuna uğrar. Bu yılan ve akrepler, kıyamete kadar onu ısırıp zehirlerler.” (İbn-i Hıbban)

       Bildirildiğine göre Abdullah b. Ömer (R.A) şöyle demiştir: "Mü’min kul mezara konulunca, kabri  yetmiş arşın uzunluğunda genişleyiverir. Üzerine reyhan kokuları saçılır, ipekli elbiselere büründürülür. Eğer dünyadayken, birazcık bile olsun Kur'an okumuş ise, onun aydınlığı kendisine yeter. Yok eğer hiç Kur'an okumamış ise, güneş gibi parlak bir nurla kabri aydınlatılıverilir. Onun kabrindeki hayatı taze bir gelinin hayatı gibi olur. Rahat uykusundan kendisini sadece aile fertleri uyandırır. Yatağından kalkınca da uykusuna doymamış gibi mahmurdur.Buna karşılık kafir kulun kabri öylesine dar olur ki, içinde kaburga kemikleri karnına geçer. Ayrıca üzerine deve boynu iriliğinde, yılanlar salınır, yılanlar kemiklerini çırılçıplak hale getirinceye kadar, vücudundaki etlerin tümünü yiyip bitirirler. Arkasından yanına kör, sağır ve dilsiz azap melekleri gönderilir. Bu azap meleklerinin yanında demir topuzlar vardır, bu topuzlarla onu dövmeye koyulurlar. Döverken feryadını duymazlar ki haline acısınlar! Kendisini görmezler ki, ona merhamet etsinle

    YARABBİ

    BİZLERİ SON NEFESİMİZDE 

    SANA KUL HABİBİNE ÜMMET OLACAK ŞEKİLDE VERMEYİ NASİP EYLE

    AMİN

    YARABBİM

    SON NEFESİMİZDE BİZLERE KELİMEYİ ŞAHADET GETİRMEYİ NASİP ET

    "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu"
                                                                                                                                          AMİN



    February 17

    NAMAZ KILACAK VAKTİN YOK DEĞİL Mİ

    Namaz kılacak vaktin yok değil mi?
    ama onların da yoktu...
    Resimin üstüne tıklayarak büyütebilirsiniz.
     
    ya bedir savaşına ne demeli:

    savaş hiç durulmuyordu aksine gittikçe kızgınlaşıyordu, bu arada ikindi vakti çıkmak üzereydi, ama kılacak zamanda yoktu; karşılarında en az on katı düşman vardı.
    kenara çekilipte namaza duramazdın, yada namazı kılmayacaksın di mi bence en kolayı bu...
    ya onlar ne yaptı Peygamberimiz 300 kişilik ordusunu ikiye ayırdı yarısı geriye çekildi diğer yarısı daha ileri atıldı ve daha bir kuvvetle savaştı,
    ve geriye çekilenler Peygamberimizin imamlığında namazı kıldılar, bitince de digerleri ile yerdeğiştirip onlar savaşmaya başladı diğerleri geri çekilip onlar da namazlarını eda ettiler...

    sence onların zamanı varmıydı? ya da bunların...
    ama o zamanlar bunlar yoktu değil mi?
     
     
    ya da bu
     
     
    Bu NAMAZI Tanıyormusunuz?
     
     

     
     
    eee tek sebebin bu mu yani? başkaları da yok mu?

    hem vakit bulsan bile nerde kılacaksın ki namaz yeri yok ki                   
    evde değilsin zaten başka yerde yok değil mi?

    sence onların yeri var mı?
     
    Ya bu?
     
    Bu da tutmadı başka bahanen yok mu?

    Ya da yolculuk yapıyorsundur değil mi, kılacak yer yok ki olsa kılardın...


    Peki, onların var mı?

     
    Peki bunlar?
     
     
    Bu da olmadı galiba?

    Ya da çok yoğunsundur, çok işin vardır.  Hiç ayıracak vaktin yoktur değil mi?

    onların da işi çok ama on dakika ayırabiliyorlar.
     
     
    Ama senin bir dakikan bile yok değil mi?

    Bir düşün bakalım bu kadar vakti ne için harcıyosun, dünyalık için değil mi?
    İyi para kazanıyım, rahat yaşıyım, param pulum olsun hepsi bunun için mi?
    Bir daha düşün sen, önce kim götürmüş bir bez parçasından başka bir şey, Orada rahat etmek için kim biriktirebilmiş veya götürebilmiş kazandıklarını?
    Oraya gittiğinde ilk sorulacak soru ne biliyor musun?

    Yaa, o zaman ne cevap vereceksin, vaktim yok diyemezsin, yer bulamadım diyemezsin, işim vardı diyemezsin değil mi?

    belki şunu dersin: "bu kadar çabuk beklemiyordum ölümü yoksa kılacaktım ileride namazımı ve kaza namazlarımı da kılacaktım"... Ama senin yaşın genç daha yaşlanınca kılarsın değil mi? hem o zaman bol bol vaktin de olacak,
    ya yaşlanmazsan...

    i
     
    ya sen namaz kılmadan, senin namazını kılarlarsa...
     
     
     
    Bunlar kadar genç misin sen, ama bak onlar kılıyor neden?
     
     
    namaza yetişmek için koşan bir çocuğa Hz.Ömer "sen daha çocuksun bu kadar telaş etmene gerek yok sen daha küçüksün namaz sana farz değil" demişti,
    ve çocuk demişti ki: "Amca, amca!  Bu işin büyüğü küçüğü olur mu? Daha dün mahallemizde bir çocuk öldü. Üstelik benden de küçüktü. Ölüm denen gerçeğin büyük küçük ayırdığı yok. En iyisi her yaşta buna hazır olmalı. Hem bu yaşta Namaza alışmazsam, büyüyünce kılmak zor gelebilir."

    sen hala gencim de...?


    aaa olmadı hastasın değil mi onun için kılamıyorsun, özür dilerim...

    Ama iyileşmen için namaz kılman gerektiğini biliyor musun? öyle dememiş mi Peygamberimiz "namazda şifa var" kalk bir kıl bakalım namazını hastalığın kalıyor mu o zaman???

    Bak o da hasta üstelik kaç yaşına gelmiş...                                                          

     
     
    ama ayakta duramıyorsun değil mi?
    oturarak kıl, oturamıyorsun da (yatalaksın)
    kafanla kıl o zaman, yoksa tamamen felç mi geçirdin (şimdi yırttın galiba) zannetme ki yırttın o zaman da gözlerinle kıl bak bu kadar kolaylık var, eminim başka bahanelerinde vardır... Değil mi?

    yaaa boş ver hem sen niye namaz kılacaksın önemli olan kalp değil mi? senin kalbin temiz kılsan ne olacak ki?



    O Güzeller Güzelinin kalbi kapkara mıydı, pislik içinde miydi de, ayaklarının altı şişinceye kadar namaz kılardı?

    eee gördün mü kalbin Efendimizin kalbinden de mi temiz acaba???

    Değil, değil mi?

    bu da olmadı var mı başka bahanen kalmadı mı yoksa uyduracak bir şeyler?

    Tamam, hepsini kılamıyorsun bari bir iki vakidi kıl olmaz mı?

    O
    da mı yok?

    Bahanelerini dinleme(me)k isterim veya dur bunları da ben tahmin edeyim...

    Sabah namazına uyanamıyorsun, sabahın köründe kim kalkacak ki uykunu mahvedeceksin değil mi?

     
    Olmadı, gelelim öğleye, off öğle vakti o kadar telaş içinde namaza vakit mi ayıracaksın bir sürü işin gücün var yetişemiyorsun zaten, bir de namaz hiç olmaz. Bu kadar işin arasında namaz mı olur?
    ama yemeğini yemeden öğleyi geçirmiyorsun belki de zevkini çıkara çıkara 1 saatte yiyorsun yemeği değil mi, yemek daha önemli değil mi???

    ya ikindin ne olacak??

    Dur, şimdi zaten yoruldun bütün gün işler hala bitmedi bu yorgunlukla namazını falan kılamazsın. Ama dedim ya az önce bir daha diyeyim ne demiş Peygamberimiz "hasta mısın, yorgun musun, çaresiz misin?,... O zaman namaz kılda geçsin bunların hepsi...

    Ya akşam namazı???

    oooo sende yaaa daha eve gidilecek, yemek yenilecek, zaten akşam vakti de kısa, yetişemiyorsun değil mi?

    Evine 10 dakika sonra girsen ne olacak kaçmıyor ya ev, ama vakit gidiyor bir daha bulabilecek misin o vakti???

    Yatsı namazını hiç sormayalım değil mi?


    O saatte namaz mı kılınır insanın uykusu geliyor uykulu uykulu namaz kılınmaz ki...

    Ama nedense başka zamanlar uykun gelmiyor, mesela bunlara bakarken hiç uykun gelmiyor değil mi?
     
      
     


    ama yok, nasıl olur sen ölü veya deli değilsin, üstelik kocaman adamsın ve insansın, Allah  korusun kafirde değilsin eee demek ki neymiş namazdan kurtulamazsın................


    Sana sesleniyorum ey insan boş ver sen nefsini o zaten hiç namaz kılmak istemez ki sen dinleme onu bak yukarda birden sıraladı bahaneleri sonuç ne peki? Koskoca bir hiç, yani gel namazını kıl uyma sen ona yoksa sende mi uyduracaksın bahane ama kalmadı ki bahane, niye mi namaz kılacaksın?     
     şimdi gel ne dersin artık başlayalım mı namaza?
    haydi Mevlana ca namaz kılmaya var mısın??


    onun gibi secde ede ede seccadeyi lime lime etmeye var mısın?

    Veysel Karani gibi geceleri gündüzleri namazla geçirmeye var mısın?
    Öyle güzel bir namaz kılarmış ki mübarek bir geceyi sadece kıyamda, bir gece sadece ruküda, bir gece sadece secdede geçirirmiş...

    Hz. Ali gibi, savaşta yediği okun acısından çıkaramıyorlar, ancak Hz. Ali namaza durunca çıkarıyorlar hem de kılı bile kıpırdamıyor, soranlara da "biz namaz kılarken can kuşumuzu salıveririz" demiş, var mısın böyle namaz kılmaya?,..

    Hz.Rabia gibi, gözlerinde yaş kalmayıncaya kadar namaz da ağlamaya var mısın?

    ve O GÜZELLER GÜZELİ, namazı en güzel kılan O kimse onun gibi Kılamazdı, var mısın onun ümmeti olarak namaz kılmaya?

    Biliyorum sen onlar gibi namaz kılamazsın, onlar gibi olsan zaten bahane uydurmaz, namaz kılmak için kendine yollar arardın bu zamanda... nasıl mı namaz kılacaksın?

    Öyle bir namaz kılacaksın ki ezanı okuyan Bilal-i Habeşi olacak, namaz kıldığın yer Mescid-i Haram (KABE) olacak ve imamın Hz. Muhammet Mustafa (SAV) olacak ve Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksın....

    Öyle bir namaz kılacaksın ki, sırat köprüsünün üzerinde olacaksın aşağısı cehennem ve karşında YÜCELER YüCESİ Allah  TEALA (CC) ve meleklerle saf tutarak...

    öyle bir namaz kılacaksın ki mevlana'ca:
     
    Namaza tekbirle girmek,"İlahi, biz Senin huzurunda kurban olduk!" demektir. Tekbir getirerek kurban kesildi gibi, tekbirle namaza başlamak da, "Allah'ım canımız Sana feda olsun!" anlamındadır.

    Namazda kıyama durmak, Allah'ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlatır. Kul, biraz sonraki hakkıyla yerine getiremediği kulluğundan ve işlediği günahlardan dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz, rükuya eğilir.

    Başı rükûda iken "Hakk'ın suallerine cevap ver" diye İlahi ferman gelir. Kul, rükûdan başını mahcup olarak kaldırır. Ayakta duramaz, yüzüstü secdeye kapanır.

    Tekrar ona, "Secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver" diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde başını kaldırsa da, tekrar yüz üstü kapanır.

     
    Aslında sen namazı Kâbe de kılıyorsun biliyor musun? Evet, sen o safın içindesin aslında, ilk saf Kâbe'nin etrafını çeviren ilk halkadır ve sende gittikçe büyüyen bu halkanın içindesin, bu safın içindesin sen namazı orda kılıyorsun, sadece biraz arka saflardasın o kadar, inşaallah  ön saflarda da kılmak nasip olur...

    var mısın böyle namaz kılmaya?

    hadi ey kalbim durma artık tövbe et ve Yaratanına en güzel hamdını sun, temizle kalbini pislikten, dünyalıktan ve kula yakışır bir şeklide MEVLA'ya yaklaş...


    hadi be ruhum hadi be kalbim uymayın siz o nefsime o hep konuşur ve sizi kötüye götürür, siz ondan güçlüsünüz, siz ona hükmedersiniz hadi kırın onun gücünü

    biliyorum yapacaksın sen bunu hadi o zaman bak Bilal-i Habeşi ezanı okumaya başladı



    haydi şimdi namaz zamanı, haydi şimdi kurtuluş zamanı...

    KURTAR KENDİNİ...
    February 15

    KURANI KERİMDEKİ SÜRELER





                                                                                                                                                   

    SIRA NO SÛRE ADI AYET SAYISI CÜZ SAYFA
    1   Fâtiha  0  
    2   Bakara(*)  286  1  
    3   Âl-i İmrân(*)  200  49  
    4   Nisâ(*)  176  76  
    5   Mâide(*)  120  105  
    6   En’âm   165  127  
    7   A’râf  206  150  
    8   Enfâl(*)  75  176  
    9   Tevbe(*)  129  10  186  
    10   Yûnus  109  11  207  
    11   Hûd  123  11  220  
    12   Yûsuf   111  12  234  
    13   Ra’d  43  12  248  
    14   İbrahim  52  13  254  
    15   Hicr  99  14  261  
    16   Nahl  128  14  268  
    17   İsrâ  111  15  281  
    18   Kehf  110  15  292  
    19   Meryem  98  16  304  
    20   Tâ-Hâ  135  16  311  
    21   Enbiyâ  112  17  321  
    22   Hac(*)  78  17  331  
    23   Mü’minûn  118  18  341  
    24   Nûr(*)  64  18  349  
    25   Furkân  77  18  358  
    26   Şu’arâ  227  19  366  
    27   Neml  93  19  376  
    28   Kasas  88  20  384  
    29   Ankebût  69  20  395  
    30   Rûm  60  21  403  
    31   Lokman  34  21  410  
    32   Secde  30  21  414  
    33   Ahzâb(*)  73  21  417  
    34   Sebe’  54  22  427  
    35   Fâtır  45  22  433  
    36   Yâsîn  83  22  439  
    37   Sâffât  182  23  445  
    38   Sâd  88  23  452  
    39   Zümer  75  23  457  
    40   Mü’min  85  24  466  
    41   Fussilet  54  24  476  
    42   Şûrâ  53  25  482  
    43   Zuhruf  89  25  488  
    44   Duhân  59  25  495  
    45   Câsiye  37  25  498  
    46   Ahkâf  35  26  501  
    47   Muhammed(*)  38  26  506  
    48   Fetih(*)  29  26  510  
    49   Hucurât(*)  18  26  514  
    50   Kâf  45  26  517  
    51   Zâriyât  60  26  519  
    52   Tûr  49  27  522  
    53   Necm  62  27  525  
    54   Kamer  55  27  527  
    55   Rahmân  78  27  530  
    56   Vâkı’a  96  27  533  
    57   Hadîd(*)  29  27  536  
    58   Mücâdele(*)  22  28  541  
    59   Haşr(*)  24  28  544  
    60   Mümtehine(*)  13  28  548  
    61   Saff(*)  14  28  550  
    62   Cum’a(*)  11  28  552  
    63   Münâfikûn(*)  11  28  553  
    64   Teğâbun(*)  18  28  555  
    65   Talâk(*)  12  28  557  
    66   Tahrîm(*)  12  28  559  
    67   Mülk  30  29  561  
    68   Kalem  52  29  563  
    69   Hâkka  52  29  565  
    70   Me’âric  44  29  567  
    71   Nûh  28  29  569  
    72   Cin  28  29  571  
    73   Müzzemmil  20  29  573  
    74   Müddessir  56  29  574  
    75   Kıyâme  40  29  576  
    76   İnsan(*)  31  29  577  
    77   Mürselât  50  29  579  
    78   Nebe’  40  30  581  
    79   Nâzi’ât  46  30  582  
    80   Abese  42  30  584  
    81   Tekvîr  29  30  585  
    82   İnfitâr  19  30  586  
    83   Mutaffifîn  36  30  587  
    84   İnşikâk  25  30  588  
    85   Bürûc  22  30  589  
    86   Târık  17  30  590  
    87   A’lâ  19  30  591  
    88   Gâşiye  26  30  591  
    89   Fecr  30  30  592  
    90   Beled  20  30  593  
    91   Şems  15  30  594  
    92   Leyl  21  30  595  
    93   Duhâ  11  30  595  
    94   İnşirâh  30  596  
    95   Tîn  30  596  
    96   Alak  19  30  597  
    97   Kadr  30  598  
    98   Beyyine(*)  30  598  
    99   Zilzâl(*)  30  599  
    100   Âdiyât  11  30  599  
    101   Kâri’a  11  30  600  
    102   Tekâsür  30  600  
    103   Asr  30  601  
    104   Hümeze  30  601  
    105   Fil  30  601  
    106   Kureyş  30  602  
    107   Mâ’ûn  30  602  
    108   Kevser  30  602  
    109   Kâfirûn  30  603  
    110   Nasr(*)  30  603  
    111   Tebbet  30  603  
    112   İhlâs  30  604  
    113   Felâk(*)  30  604  
    114   Nâs(*)  30  604  

    Not: Yanında (*) işareti bulunan sureler Medeni (Medine'de inmiş), diğer sureler Mekki (Mekke'de inmiş)tir.


    February 14

    SEN BİZİLERİ ŞEYTANIN ŞERRİNDEN KORU YARABBİM

    ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ

     

    1-BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZ

    2-DAHA GENCİZ.
     
    3-ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.
     
    4-ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.
     
    5-EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.
     
    6-ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.
     
    7-BİR ŞEY OLMAZ ALLAH(C.C) AFFEDER.
     
    8-BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.
     
    9-FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.
     
    10-CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ. (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)
     
    11-BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.
     
    12-AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR.


    February 12

    ŞEHİTLİK


    Sevgili Peygamberimiz sallahu aleyhi vessellem "şehidliğin" üstünlüklerini anlatıyorlardı. Buyurdular ki:

    (Kıyamet gününde şehidler, "Mahşer Yerine" gelirken; orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar.. Onlar; çocukları, akraba ve

    dostlarından 70.000 kişiye şefaat ederler (Cehennemden kurtarırlar)....)

    Bu sözleri işiten "Nevfel" ismindeki sahabe, iki oğlu ile hanımını oraya getirdi.

    - Yâ Resûlallah! Bir dua etmek istiyorum. Siz de "amin" der misiniz? diye sordu.

    Peygamber Efendimiz kabul ettiler. Bunun üzerine Nevfel:

    - Yâ Rabbi, Nevfel kuluna, "şehidlik" nasib eyle!.. duasında bulundu.

    Hazret-i Ali'nin bildirdiğine göre; ilk Gazâ'da (savaşda) Nevfel, gerçekten şehid oldu...

    Gazadan sonra Allahın Resulü ve arkadaşları Medine'ye dönüyorlardı.

    Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar, karşılamaya çıktılar. Hepsi sevinç içindeydiler.

    Nevfel'in hanımı, çocukları ve ihtiyar annesi karşılacılar arasındaydı.

    - Gazanız mübarek olsun Yâ Resûlallah Nevfel'in hali nicedir?... diye sordular.

    Merhametli "Efendimizin" gözleri nemlendi. Şehidlik haberini vermeğe mübarek kalbleri dayanamadı. Elleriyle arka tarafı işaret buyurup, geçtiler..

    Arkadan Hazret-i Ali geliyordu. Nevfel'in yakınları, O'na sordular... "Allahın Arslanı" yanında yürüyen Hazret-i Ammar'a:

    - Şehidlik haberini ben de veremiyeceğim. Yürü gidelim dedi.

    Eliyle arka tarafı işaret etti.

    Sonra Hazret-i Ömer geliyordu. "Büyük" Ömer de, aynı şekilde hareket etmek zorunda kaldı...

    Daha sonraki Hazret-i Osman da başka türlü yapamadı. Eliyle, arka tarafı işaret edip, geçti...

    En sonra gelen Ebu Bekir hazretleriydi. Yanında "Muaz bin Cebel" bulunuyordu. Geride Hazreti Zübeyr' den başka kimse kalmamıştı.

    Nevfel'in yakınları son ümitle, Sevgili Peygamberimizin en aziz arkadaşına yaklaştılar. Aynı şeyleri sordular.

    Hazret-i Ebu Bekir kendi kendine düşündü:

    "- Yâ Rabbim... Ne kadar zor durumdayım. Eğer doğru söylersem, mahzun kalbleri, daha fazla üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan, Sevgili Peygamberimiz bile çekindiler... O'na nasıl, aykırı davranabilirim. Fakat yalan da söyleyemem.

    Sen bana öyle bir şey ilham et ki, bu gariblerin yüreği, daha fazla yanmasın Allahım"...

    Peygamber Efendimizin doğru sözlü dostu "Sıddîk," bütün kalbiyle,

    - Yâ Allah..! Ya Nevfel...! diye "Ah" çekerek inledi.

    İşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi "bir atlı" yıldırım hızıyla yanlarına yetişti.

    - Buyur Yâ "Sıddîk"... Beni mi çağırdın. Ey Allah Resulünün sevgilisi? diye sordu. Bu atlı Nevfel'den başkası değildi.

    Bütün Eshâb-ı kiram, hayrette kaldılar.

    Sonra Cebrail aleyhisselâm isimli melek göründü. Peygamber Efendimize şunları söyledi.

    -Yâ Resûlallah... Hak teâlânın selamı var...

    (Eğer "Peygamberin Mağara Arkadaşı" Sıddîk, bir kere daha "ALLAH" deseydi; "Yüceliğim" hakkı için, bütün şehidleri diriltirdim. Çünkü, Ebu Bekir adlı kulum; cahiliye devrinde "İslâmiyetten önce bile, hiç yalan söylememiştir" buyurdu.

    Ebu Bekir'in yalancı çıkarılmaması için, Nevfel'i Cenâb-ı Hak diriltti... Nevfel bundan sonra, nice yıllar daha yaşadı.

    Nihayet duası kabul olundu. "Yemame" cenginde şehidlik şerbetini içti

    Rabbim hepimize Mehdi aleyhisselam a asker olabilirsek onun ardında şehidliği nasib etsin... Amin, amin, amin


    KİMLER ŞEHİDDİR?

    DİNİMİZ DE ESAS ŞEHADET SAVAŞLARDA, VATAN,NAMUS VE İMAN SAVUNMASI SIRASINDA OLMAKLA BERABER BİRDE HÜKMEN ŞEHİDLER VARDIR,BU KONU DA AŞAĞIYA BAZI HADİSİ ŞERİFLER AKTARIYORUM:

    Malını müdafaada katlolunan şehiddir, ırz ve nâmusunu müdafaa ederken öldürülen şehiddir, nefsini müdafaada öldürülen şehiddir..."

    "Şehidleri kanları ile sarın. Zira Allah yolunda açılan bir yara kıyâmet günü mahşere geldikte, o yara, rengi kan rengi, kokusu misk kokusu olarak kanar..."

    "Şehidler cennetin kapısında, nehrin parlak zinetinde, yeşil çadırdadır. Sabah - akşam rızıkları Cennetten onlara gelir."

    "Ma'rûfu emr ve münkeri nehiyden dolayı katledilen şehiddir."

    "Kim Cuma günü vefat ederse şehiddir."

    "Kim hayvanından düşüp ölürse o kimse şehiddir."

    "Suda boğulan şehiddir, ateşte yanarak ölen şehiddir, gurbette garip ölen şehiddir, zehirli hayvan sokmasından ölen şehiddir, karın ağrısından ölenler şehiddir, bina yıkılıp altında kalarak ölen şehiddir, evinin üstünden (damdan) düşerek boynu kırılıp ölen şehiddir, üzerine büyük taş düşüp ölen şehiddir..."

    "Din kardeşini müdafaada katlolunan şehiddir, mâsum olan komşusunu savunurken öldürülen de şehiddir..."

    "Şehidin borçtan başka bütün günahları mağfiret olunur." (Müslim)

    Bâzı âlimler denizde şehid olmanın, kul borcuna dahi keffaret olacağını ileri sürmüşlerdir.

    "Şehid, ehl-i beytinden (aile ve akrabasından) 70 kişiye şefaat eder, şefaati kabûl edilir." (Ebû Dâvud, Tirmizî).

    "Kıyâmet gününde 3 sınıf şefaat edecek: Peygamberler, sonra âlimler, sonra şehidler..."



    February 09

    SEVGİLİLER GÜNÜ ( Her Günümde Sen varsın Ya Resulallah )


     
     SEVGİLİ PEYGAMBERİM

    H.Z MUHAMMED  MUSTAFA  S.A.V 

    ( Her Günümde Sen varsın Ya Resulallah )

    Bugün 14 şubatmış diğer bi ismiyle sevgililer günü ;
    ben her gün olduğu gibi yine peygamberimin ;
    tek sevgilimin gününü kutluyorum.
    ne ısrarla hristiyanlara benzeyerek nede ya Resule pahalı hediyeler alarak
    çünkü hergünüm onu anmakla onun aşkıyla geçiyor
    ne bir güne sığdırabilirim aşkımı nede bir hediyeye.
    bugünümüde onu özleyerek geçiriyorum ;
    onun aşkıyla yanarak ;
    aklıma geldiğinde salavatlarla anarak ;
    hiç çıkıyormu aklından soran olmayacak ama olsun..
    çok özledim seni ya Resulallah ;
    seni anmak Rabbimi anmakla geçiyor hergünüm ve bugünüm!
    gün gelecek her fani gibi bende öleceğim ;
    Rabbim alacak mı beni yanına ;
    ben senin aşkınla yanarken yanına gelmeye sevaplarım yetecek mi?
    çok ağlıyorum Ya Resulallah seni görmek Rabbimi görmek için
    ağlıyorum bi o kadarda günahkarım nasıl olmayayım ki senin gibi yaşamamak ,
    ömer gibi ali gibi yaşamamak, yaşayamamak günah değil midir?
    kim utanmaz ki bundan ;
    kim ağlamaz ki buna!!
    Cennet'e gelsemde sana ulaşabilecek miyim Ya Resulallah
    sen orda çok yükseklerde cennetin en güzel yerlerinde olacaksın
    seni çok özlediğim halde sana aşık olduğum halde
    yanına gelip sarılabilecekmiyim,
    bunca dünya hayatının acısını çıkarabilecekmiyim..
    inşallah. YA Resulallah inşallah..
    Sana layık bi ümmet olamadıysam ve olamıyorsam ne kötü bana;
    ne kötü ki bu kısacık dünya hayatında senin istediğin bi ümmet,
    Allah'ın istediği bi kul olamıyorsam..
    Affet beni Allah'ım bu kulunu affet ki girebileyim cennetine görebileyim
    Muhammed (s.a.v.)'i ve mü'min kardeşlerimi.
    Bu dünya hayatından ve kabirdeki yalnızlıktan bir sana sığırım Allah ım...
    Peygamberim in sevgililer gününü ona aşık tüm mü'min kardeşlerim adına kutlarım ama hristiyanlar gibi değil hergünümde olduğu gibi...

     

                   


    February 02

    ÖRTÜNMEME BAHANELERİMİZE CEVAPLAR


                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           
     
    Örtünmek isterim, ama ikna olmam lazım
    "KURANDA KESİN HÜKÜM VAR YETMEZMİ İKNA OLMANA"

    Örtünmem gerekiyor, ama geleceğimi düşünmek zorundayım
    "GELECEK ÖLÜM ONU DÜŞÜNDÜNMÜ"

    Allah(c.c.) beni başı açık olarak da sever
    "AMA GÜNAHKAR KULUM DER"

    Kapalıyım, ama ailem okul için başımı açmamı istiyor
    "AİLEN SENİ CEHEMMEN ATEŞİNDEN KURTARMAYACAK"
                      

    Fazla açık olmadığım için, günah olduğunu zannetmiyorum
    "GÖRÜNEN HER TEL ZİNA AZMI GÜNAH ACABA"

    Genç yaşta da kapanmak olmaz ki, yaşlanınca inşa Allah(c.c.)
    "YAŞLANACAĞIN GARANTİ Mİ YA YARIN ÖLÜRSEN"

    Tekrar açılırım düşüncesiyle, kapanmıyorum
    "HELE Bİ KAPAN ONU SONRA DÜŞÜN"

    Bazı özgürlüklerimin kısıtlanacağı düşüncesiyle kapanmak istemiyorum
     ALLH'IN KARŞISINDADA ÖZGÜR OLABİLECEKMİSİN"

    Kapanmak önemli değil, önemli olan kalbinin temizliği
    "KALBİN TEMİZLİĞİ GÜNAHA ENGEL DEĞİL"

    Evlenince kapanırım, ;kızım evlenince kapanr;
    "EVLENECEĞİN GARANTİMİ"

    Güzelliğimi sergilemek istediğimden dolayı kapanmamıştım
    "GÜZELLİĞİNİ SADECE EŞİNE SERGİLESEN NE GÜZEL OLUR"

    Kapanırsam, diğer dini vecibelerimi de yerine getirmem gerekecek
    "EE Bİ YERDEN BAŞLAMAK LAZIM"

    Dinden çıkmadığıma göre başımı açmamda problem yok
    "DİNDEN ÇIKMADIN AMA GÜNAHKARSIN"

    Başörtü için kendimi henüz hazır hissetmiyorum
    "ÖLÜNCEMİ HAZIR OLACAKSIN"

    Bu zamanda da başörtü olmaz ki! Hangi çağdayız?
    " GÜNAHIN BU ZAMANI O ZAMANI YOK KURAN HER ÇAĞ İÇİN İNDİ"

    Kısmet, bir bakarsın kapanırız inşa Allah(c.c.)
    "İNŞAllah AMA ACELE ET YAŞLANDIKTAN SONRA OLECEĞİNE DAİR SENEDİN VARMI?

    Önemli olan, saç dışındaki vücudun teşhir edilmemesi
    "YANİ GÜNAH SADECE VUCUDAMI VAR"

    Denedim, ama boğulacak gibi oldum
    "AMA İTİKAT GEREKİYOR"

    Evlenememe korkusu
    "SAÇIN AÇIK DİYE SENİNLE EVLENEN ERKEKTEN NE BEKLERSİNKİ"

    Lise ve üniversitedeki başı açık öğrencilere dinimi anlatacağım için başımı açacağım, yani hizmet için
    "KENDİNE HİZMET EDEMEYECEKSİN"

    Kapanmak içimden gelmiyor
    "NEDEN GÜNAH İŞLEMEK HOŞUNAMI GİDİYOR"

    Başörtülülerin yeterince örnek olamamaları
    "SEN ÖRTÜN VE ÖRNEK OL ONLARA

    Nefsime yenik düştüğümden, kapanamıyorum....
    "NEFİS ŞEYTANDIR SEN ŞEYTANA YENİKSİN GELECEĞİNİ DÜŞÜN YENİLME"


    Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

     

    Bir gün Hz. Fatıma (a.s) ile Hz. Peygamber (s.a.a)’in huzuruna gittik Resululah’ın şiddetle ağladığını gördüm:

     

    Babam ve annem sana feda olsun neden ağlıyorsunuz? dedim.

     

    Peygamber “miraca gittiğim gece ümmetimden bazı hanımların şiddetli azaba uğradıklarına şahit oldum; onların şiddetli azaba duçar oldukları için ağlıyorum. Sonra onlardan her birinin azabını açıkladı. Hz. Fatıma: “Ey benim gözlerimin nuru bunların işledikleri günahları bana açıkla” dedi:

     

    Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

     

    “Saçlarından asılan kadın saçını namahrem erkeklere karşı örtmeyen kadındır.

     

    Kendi vücudunun etini yiyen kadın ise vücudunu başkaları için süsleyen kimsedir. Ama vücudunun eti, makas ile kopartılan kadın ise kendisini başkalarına sunan kadındı. Sonra şöyle buyurdu:

     

    Kocası kendisinden razı olan kadına ne mutlu![6]

     

    Son olarak kadın ile erkek arasında ortak olan bir hükme dikkat çekelim. İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyuruyor:

      “(Mahrem olmayan kadın veya erkeğe) Bakışı şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Nice bakış var ki uzun hasrete yol açar.”

    YARABBİM
    ÜMMETİ MÜSLÜMANI AFFET DOĞRU YOLUNDAN AYIRMA


    ÖRTÜNMEME BAHANELERİMİZE CEVAPLAR


                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           
                                     
    Örtünmek isterim, ama ikna olmam lazım
    "KURANDA KESİN HÜKÜM VAR YETMEZMİ İKNA OLMANA"

    Örtünmem gerekiyor, ama geleceğimi düşünmek zorundayım
    "GELECEK ÖLÜM ONU DÜŞÜNDÜNMÜ"

    Allah(c.c.) beni başı açık olarak da sever
    "AMA GÜNAHKAR KULUM DER"

    Kapalıyım, ama ailem okul için başımı açmamı istiyor
    "AİLEN SENİ CEHEMMEN ATEŞİNDEN KURTARMAYACAK"
                      

    Fazla açık olmadığım için, günah olduğunu zannetmiyorum
    "GÖRÜNEN HER TEL ZİNA AZMI GÜNAH ACABA"

    Genç yaşta da kapanmak olmaz ki, yaşlanınca inşa Allah(c.c.)
    "YAŞLANACAĞIN GARANTİ Mİ YA YARIN ÖLÜRSEN"

    Tekrar açılırım düşüncesiyle, kapanmıyorum
    "HELE Bİ KAPAN ONU SONRA DÜŞÜN"

    Bazı özgürlüklerimin kısıtlanacağı düşüncesiyle kapanmak istemiyorum
     ALLH'IN KARŞISINDADA ÖZGÜR OLABİLECEKMİSİN"

    Kapanmak önemli değil, önemli olan kalbinin temizliği
    "KALBİN TEMİZLİĞİ GÜNAHA ENGEL DEĞİL"

    Evlenince kapanırım, ;kızım evlenince kapanr;
    "EVLENECEĞİN GARANTİMİ"

    Güzelliğimi sergilemek istediğimden dolayı kapanmamıştım
    "GÜZELLİĞİNİ SADECE EŞİNE SERGİLESEN NE GÜZEL OLUR"

    Kapanırsam, diğer dini vecibelerimi de yerine getirmem gerekecek
    "EE Bİ YERDEN BAŞLAMAK LAZIM"

    Dinden çıkmadığıma göre başımı açmamda problem yok
    "DİNDEN ÇIKMADIN AMA GÜNAHKARSIN"

    Başörtü için kendimi henüz hazır hissetmiyorum
    "ÖLÜNCEMİ HAZIR OLACAKSIN"

    Bu zamanda da başörtü olmaz ki! Hangi çağdayız?
    " GÜNAHIN BU ZAMANI O ZAMANI YOK KURAN HER ÇAĞ İÇİN İNDİ"

    Kısmet, bir bakarsın kapanırız inşa Allah(c.c.)
    "İNŞAllah AMA ACELE ET YAŞLANDIKTAN SONRA OLECEĞİNE DAİR SENEDİN VARMI?

    Önemli olan, saç dışındaki vücudun teşhir edilmemesi
    "YANİ GÜNAH SADECE VUCUDAMI VAR"

    Denedim, ama boğulacak gibi oldum
    "AMA İTİKAT GEREKİYOR"

    Evlenememe korkusu
    "SAÇIN AÇIK DİYE SENİNLE EVLENEN ERKEKTEN NE BEKLERSİNKİ"

    Lise ve üniversitedeki başı açık öğrencilere dinimi anlatacağım için başımı açacağım, yani hizmet için
    "KENDİNE HİZMET EDEMEYECEKSİN"

    Kapanmak içimden gelmiyor
    "NEDEN GÜNAH İŞLEMEK HOŞUNAMI GİDİYOR"

    Başörtülülerin yeterince örnek olamamaları
    "SEN ÖRTÜN VE ÖRNEK OL ONLARA

    Nefsime yenik düştüğümden, kapanamıyorum....
    "NEFİS ŞEYTANDIR SEN ŞEYTANA YENİKSİN GELECEĞİNİ DÜŞÜN YENİLME"


    Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

     

    Bir gün Hz. Fatıma (a.s) ile Hz. Peygamber (s.a.a)’in huzuruna gittik Resululah’ın şiddetle ağladığını gördüm:

     

    Babam ve annem sana feda olsun neden ağlıyorsunuz? dedim.

     

    Peygamber “miraca gittiğim gece ümmetimden bazı hanımların şiddetli azaba uğradıklarına şahit oldum; onların şiddetli azaba duçar oldukları için ağlıyorum. Sonra onlardan her birinin azabını açıkladı. Hz. Fatıma: “Ey benim gözlerimin nuru bunların işledikleri günahları bana açıkla” dedi:

     

    Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

     

    “Saçlarından asılan kadın saçını namahrem erkeklere karşı örtmeyen kadındır.

     

    Kendi vücudunun etini yiyen kadın ise vücudunu başkaları için süsleyen kimsedir. Ama vücudunun eti, makas ile kopartılan kadın ise kendisini başkalarına sunan kadındı. Sonra şöyle buyurdu:

     

    Kocası kendisinden razı olan kadına ne mutlu![6]

     

    Son olarak kadın ile erkek arasında ortak olan bir hükme dikkat çekelim. İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyuruyor:

      “(Mahrem olmayan kadın veya erkeğe) Bakışı şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Nice bakış var ki uzun hasrete yol açar.”

    YARABBİM
    ÜMMETİ MÜSLÜMANI AFFET DOĞRU YOLUNDAN AYIRMA